Okurken, "Yaşamak için ne kadar az zamanımız kaldı?" sorusunu iliklerinizde hissediyorsunuz. Zweig, dışarıdaki toplumsal vahşet ile içerideki o "tek kişilik, tek gecelik" aşkın yarattığı tezatı öyle ustaca işliyor ki, kitabın kapağını kapattığınızda dışarıdaki dünyanın gerçekliği bir anlığına bulanıklaşıyor. Eğer hayatın geçiciliğine ve sevginin o çaresiz, hırçın gücüne dair bir şeyler okumak istiyorsanız, bu öykü tam size göre. Zweig yine yapıyor yapacağını; kalbinizin tam ortasına, o incecik ama derin iz bırakan kalemini saplıyor.