·192 syf.····Okunma: 19 Mayıs 2026 01:09 Düşünsenize, on üç yaşındasınız. Bir sabah anne ve babanız sizi karşılarına alarak aslında biyolojik aileniz olmadıklarını söylüyorlar. Üstelik daha bu gerçeği sindiremeden, aynı gün içinde sizi gerçek ailenize götürüp bırakıyorlar.
Peki insan böyle bir durumda ne hisseder? Kendisini hangi aileye ait kabul eder? Onu dünyaya getirenlere mi, yıllarca büyütenlere mi; yoksa artık hiçbirine mi?
Geri Verilen Kız, tam olarak bu soruların peşinden giden psikolojik ve dramatik bir roman.
Kitap, on üç yaşına kadar rahat ve korunaklı bir hayat süren bir kız çocuğunun, bir anda yoksul ve kalabalık biyolojik ailesinin yanına gönderilmesini anlatıyor. Bir ailenin el üstünde tutulan tek çocuğuyken; yemeğini, yatağını ve yaşam alanını birçok kişiyle paylaşmak zorunda kalan bir çocuğa dönüşüyor.
Fakat onu asıl yaralayan şey yalnızca yoksulluk değil. Esas yıkım, iki ailesi olduğu hâlde kendisini hiçbirine ait hissedememesi.
Onu büyüten ailesi, on üç yılın ardından neredeyse bir eşya gibi geri veriyor. Biyolojik ailesi ise onun gelişinden büyük bir mutluluk duymuyor. Kız çocuğu iki aile arasında kalırken sürekli aynı soruyla yüzleşiyor:
“Ben gerçekten kime aidim?”
Romanın en güçlü tarafı, büyük olaylardan çok karakterin iç dünyasına yoğunlaşması. Kahramanın kırgınlığını, yalnızlığını, çaresizliğini ve kendisine bir yer edinme çabasını yakından takip ediyoruz. Yoksulluk ve sınıf farkı da oldukça etkili bir biçimde işleniyor. Varlıklı bir evden küçücük ve kalabalık bir eve geçen çocuğun yaşadığı kültürel ve duygusal sarsıntı okuyucuya başarılı şekilde aktarılıyor.
Kitabın dili akıcı ve kolay okunuyor. Ancak hikâyenin genel atmosferi oldukça hüzünlü. Bazı okurlar bu hüznü fazla yoğun bulabilir. Bana göre ise böyle bir hikâyede hüznün bulunması kaçınılmaz. Sonuçta karşımızda, hayatı boyunca bir aileden diğerine gönderilmiş ve sürekli istenip istenmediğini sorgulayan bir çocuk var.
Kitapla ilgili en önemli eleştirim, bazı karakterlerin geçmişlerinin yeterince anlatılmaması oldu. Kızı büyüten ailenin onu neden yanına aldığı, yıllar sonra neden bu kadar kolay bırakabildiği ve özellikle onu büyüten annenin neler hissettiği yeterince açıklanmıyor. On üç yıl boyunca bir çocuğu büyüten bir kadının ayrılık anındaki duygularını daha ayrıntılı okumak isterdim.
Romanın finali de oldukça açık bırakılmış. Hikâyenin devam kitabının bulunması fakat Türkçeye çevrilmemiş olması, finaldeki eksiklik duygusunu daha da artırıyor. Okuyucu, bazı soruların cevabını alamadan kitabı kapatmak zorunda kalıyor.
Ayrıca romanın ilerleyen bölümlerinde yaşanan bazı olayların hikâyenin ana meselesine yeterince hizmet etmediğini düşünüyorum. Özellikle aile içinde yaşanan rahatsız edici bir olayın üzerinde neredeyse hiç durulmaması ve hayatın hiçbir şey olmamış gibi devam etmesi, kitabın inandırıcılığına zarar veriyor.
Bütün bu eksikliklerine rağmen Geri Verilen Kız, annelik, aidiyet ve sevgi üzerine düşündüren güçlü bir roman.
Kitap bana öncelikle şunu düşündürdü:
Annelik yalnızca biyolojik bir bağ ya da hukuki bir statü değildir.
Bir insanın sizi dünyaya getirmesi, onun gerçekten anneniz olduğu anlamına gelmeyebilir. Aynı şekilde sizi yıllarca büyütmesi de her zaman gerçek bir sevginin garantisi değildir. Annelik; merhamet, güven, şefkat, fedakârlık ve çocuğa kendisini değerli hissettirebilme hâlidir.
Bazen bir insanın iki annesi olabilir ama yine de kendisini annesiz hissedebilir.
Kitabın vurguladığı bir başka gerçek ise yoksulluğun yalnızca maddi imkânsızlıklardan ibaret olmadığıdır. Sevgi eksikliği de büyük bir yoksulluktur. Karnınız doyabilir, üzerinizde güzel kıyafetler olabilir; fakat kendinizi sevilmiş ve güvende hissetmiyorsanız içinizde büyük bir boşluk taşımaya devam edersiniz.
Roman aynı zamanda insanın hemen her koşula alışabileceğini gösteriyor. El üstünde büyütülen bir çocuk, zamanla kalabalık bir evde yaşamaya, yatağını paylaşmaya ve daha önce hiç bilmediği şartlara uyum sağlamaya başlıyor. Fakat insanın bir şarta alışması, o şartın doğru veya acısız olduğu anlamına gelmiyor.
Kitapta en sevdiğim bölüm ise kahramanın küçük kız kardeşiyle kurduğu bağ oldu. Kız, bütün yalnızlığının ve kırgınlığının içinde kardeşinde küçük de olsa bir sevgi alanı buluyor. Onu koruyor, onun için fedakârlık yapıyor ve hayata yeniden tutunmaya çalışıyor.
Bazen insanın hayatta kalabilmesi için büyük mucizelere ihtiyacı yoktur. Küçük bir umut, samimi bir sevgi veya gerçekten bağlanabileceği tek bir insan bile yeterlidir.
Geri Verilen Kız, eksikleri ve cevapsız bıraktığı soruları olsa da çocukların sevgiye, güvene ve aidiyet duygusuna ne kadar ihtiyaç duyduğunu etkileyici biçimde anlatıyor.
Kitabı tek bir cümleyle anlatmam gerekirse:
İki aile arasında bir eşya gibi bırakılan on üç yaşındaki bir kızın, yoksulluğun ve yalnızlığın ortasında kendi kimliğini yeniden kurma çabasıdır.