Eril Dişil Bilgeliği Üstüne
Kitaptaki psikolojik tespitler, ampirik (kanıtlanabilir) veri ve çağdaş çift terapisi ekolleri (Gottman, Imago veya Duygu
Odaklı Terapi gibi) yerine, yazarın kendi şahsi ideolojik filtresine dayanmaktadır. Bu durum, bilimsel gerçeklik gibi sunulan ama aslında tamamen öznel ve dogmatik olan dogmaların okuyucuya "psikolojik rehberlik" adı altında dikte edilmesine yol açmaktadır. Bu tarz yetkinlik dışı psikolojik anlatılar, okuyucu üzerinde suçluluk ve yetersizlik hissi yaratma riski taşıdığı için klinik açıdan oldukça sakıncalı.
Kitabın ana omurgasını, toplumsal cinsiyet rollerini dini kavramlarla harmanlayarak mutlaklaştırma çabası oluşturmaktadır. "Erkek Rahman isminin tecellisidir, kadın Rahîm isminin... Rahman isminin hayatımızdaki yansıması baba, dünyadaki
yansıması güneştir ve temsil ettiği ateş elementi bedenimize hareket etme arzusu verir. Koruyan ve güvende hissettirendir. Rahîm isminin hayatımıza yansıması anne, dünyadaki yansıması ay, temsil ettiği element su elementidir. Gece gibi olan, kusurlarımızı örten, koşulsuz sevgi verendir." Bu satırlar, ilk bakışta manevi bir derinlik taşıyor gibi görünse de, özünde insan psikolojisini katı kutuplara sıkıştıran
muhafazakar bir evren tasavvurudur. Erkeği "güneş, ateş, hareket ve koruyan aktif güç"; kadını ise "ay, su, gece, edilgen ve kusur örten" olarak kodlamak, 21. yüzyılın sosyo-ekonomik ve bireysel gerçekleriyle tamamen çelişmektedir. Kadını yalnızca "koşulsuz kabul eden ve örten bir gece" pozisyonuna indirgemek, onun bireysel sınırlarını, öfkesini, hak arayışını ve rasyonel varlığını yok saymaktır.
Yazar, eril ve dişil prensipleri tanımlarken kendi içinde derin mantıksal çelişkilere düşmektedir. Kitabın ilerleyen
sayfalarında, "Dişil uyumlu, eril muhalif olandır. Dişil başkaları için yaşar, fedakâr, anlayışlı ve vericidir... Eril prensip... Bencildir... Eril baştır, dişil boyundur. Boyun nereye bakarsa baş oraya döner.” söylemiyle kadının hem "alan" hem de "başkaları için yaşayan, fedakâr ve
verici" olduğunu iddia etmektedir. Daha da vahimi, "Eril baştır, dişil boyundur" gibi arkaik benzetmelerle, ilişkideki tahakküm ve itaat ilişkisini normalize etmeye çalışmasıdır. Kadına "uyumlu, kendini suçlayan,
hayır diyemeyen ve kendine güvensiz" yapısal özellikler atfetmek, bilgelik değil; kadını manipülasyona ve psikolojik şiddete açık hale getiren patolojik bir yönlendirmedir.
Kitap, modern dünyanın getirdiği eşitlikçi ve adil yaşam modellerini doğrudan bir "bozulma" ve "tehdit" olarak
algılamaktadır. "...bütün gün işte çalışan karısıyla aynı görevleri paylaştığı, çocuklara eşit oranda bakıldığı, kadınla erkek arasında bir farkın kalmadığı bir yaşam tarzında, kadın ve erkeğin birbirlerine olan ilgi ve tutkularını devam ettirebilecekleri
konusunda kuşkuluyum." Bu bakış açısı, günümüzün ekonomik ve sosyal gerçeklerine tamamen kördür. Kadının da erkek gibi iş gücüne katıldığı modern dünyada, ev işlerinin ve çocuk bakımının ortaklaşa üstlenilmesini "tutkunun bitişi" olarak lanse etmek, bilimsel evlilik araştırmalarıyla (örneğin Gottman Enstitüsü verileriyle) tamamen ters düşmektedir. Araştırmalar, ev içi yükü adil paylaşan, birbirine "can yoldaşı" ve eşit ortak olarak yaklaşan çiftlerin evlilik doyumunun ve bağının çok daha yüksek olduğunu göstermektedir. Yazar ise geleneksel ataerkil iş bölümünü kurtarmak adına, modern erkeğin ev içi emeğini ve modern kadının ekonomik varlığını "ilişkiyi dinamitleyen" unsurlar olarak sunmakta.