Marai’den okuduğum ikinci kitaptı. İlk kitapta( Mumlar Sonuna Kadar Yanar ) dilinden ve olay örgüsünden büyülenmiştim, belki diline alıştığım için İşin aslı,Judit ve sonrası beni o seviyede etkileyemedi.
Kitap iki kadın bir erkek arasındaki aşk üçgeni gibi dursa da en az değindiği konu aşktı. 3 ana karakterden olayları dinliyoruz. Ilonka Peter ve Judith.Kitapta bazı bölümleri okurken kitabın beni içine sürüklediğini hissederken bazı bölümlerde boğulduğumu hissettim. Dili yer yer ağırlaştı ve okuduğumu anlamak için kendimi kitaba vermek zorunda hissettim.
*Spoıler *
Ilonka kocasından kendi hissettiği gibi bir aşk ister ama karşısında belki kendisini bile sevemeyen Peter vardır. Kitapta en yakınlık duyduğum karakter Ilonka oldu, Judith ve sonrasında bile koruduğu sakinliği ve Petere sanki bir hastaymış gibi son ana kadar yanında olabilmesi insanüstü bir iyilik haliydi. Kitapta Juditin yıllar sonra ‘Hello’ diyerek açtığı telefon sonrası Peter’in veda bile etmeden evden fırladığı bölümde kitap okumuyor da ihanete uğramış gibi hissettim. Edebiyatın en güzel yanı belki hiç tadamayacağımız duyguları bu derinlikte yaşatması sanırım.
Peter ve Judit’in aşk sandıkları şey aslında birer zihin yanılsamasıydı.İlerleyen bölümlerde bunları itiraflarından anlıyoruz.
Juditin yıllar süren ince planı sonrasında küçük bir burjuva olmaya hak kazandığındaki doyumsuzluğunu okurken yazar sanki bizi uyarmaya,proleter sınıfındaki insanlara karşı dikkatli olmamız gerektiğini anlatmaya çalışıyor gibi hissettim.
Kitapta burjuva ve proleterlerin arasındaki çatışmalar çok güzel tasvir edilmiş. Juditin burjuvaları anlattığı kısımlar gerçekten ilginçti, sonradan Marai’nin de bir burjuva olduğunu okudum.
Naçizane bir eleştirim olabilir kitapta; ilk iki kısımda bolca eğitimden geçmiş ve kitap okumuş iki kişinin dilinin ağır olması normal olabilir ancak işçi sınıfından Juditin bu kadar edebi ve ağdalı cümlelerle konuşması gerçeklikten uzak geldi.