·440 syf.····Okunma: 20 Haziran 2026 00:00 Annemin Uyurgezer Geceleri - Ayfer Tunç
#okudumbitti İlk Yayın Tarihi 2025 440 sayfa
Dört kuşak bir ailenin kadınlarının öyküsünü anlatan bir Ayfer tunç romanı. Annelerin kaderi kızlarına miras kalıyor; Şehnaz da bu ağır mirası sırtlanmakla görevli son kuşak. Aile sırları ve sevdiği adam arasında sıkışan Şehnaz, tıpkı annesi, anneannesi ve onun annesi gibi, hayatı kendi istediği gibi yaşayamamış bir kadın.
Yazar, temel olarak iki meseleyi romanının merkezine oturtmuş. Romanın birinci meselesi, erkek egemen toplumda yaşanagelen, kadınların var olma sorunu, ezilmeleri, baskı ve zor ile hayatlarının cehenneme çevirilmesi. Romanın ikinci meselesi ise Türkiye’nin içinde bulunduğu sosyolojik, psikolojik, ekonomik ve siyasi durumun tespiti ve değerlendirilmesi.
İlk meselede kitabın baş kahramanı ve anlatıcısı Şehnaz, profesör olan, babası yaşında evli narsist E.'ye olan takıntılı aşkını, onun metresi olamaya razı geldiği 30 yıl ve onunla yaşadıklarını romanın genelinde serpiştirilen uzun paragraflar halinde anlatır. Şehnaz, annesi, anneannesi ve bir üst nesildeki annenin (Ayhan-Hatice Şehbal-Esme) hayat hikayeleri bir dizi tesadüf sonucu ortaya çıkmaya başlar.
İlginçtir ki tüm bu yaşam öyküleri birbirine benzerdir. Kadın olmanın zorluklarının her dönemde başka biçimlere bürünerek yaşanışı; kuşaktan kuşağa taşınan acılar, bastırılmış duygular ve hayata katlanabilmek için takılan maskeler...
Öğretmen anne Ayhan hanımın uyurgezer geceleri sayesinde ise ailenin gizemli geçmişi açığa çıkar. Buradaki uyurgezerlik, içe atılanların ve gündüz susturulanların kendine yol bulma biçimidir. Çünkü konuşulmayan travmalar kuşak değiştirir, şekil değiştirir ama kaybolmaz. Bu romanda uyurgezerlik yalnızca bir hastalık değil, aktarılmış bir hafızadır; dört kuşak boyunca susulan her şey en sonunda bir bedende uyanır.
Psikolojik ve felsefi derinliği olan, karakter tahlilleri güçlü bir roman okudum. Yazarın nokta atışı cümleleri ve hayata, insana dair tespitleri ise takdire şayan. Genelde yazarlar gerçek hikayelerden az da olsa esinlenerek yazarlar ama merkezinde uyurgezerlik olan bir kurgu ve bunu dört kuşak neslin hayat hikayeleriyle birlikte anlatabilmek bence sıradışı bir yetenek.Ayfer Tunç gerçekten bir şaheser yaratmış diyebilirim.
Okunmalı mı
İlginç bir konu, güçlü bir Türkçe, insan ana dilinin güzelliğini keşfediyor. Çok başarılı buldum, tavsiye edilir.
Alıntılar :
Kendini sevmeyen hiç kimseyi sevemez. Önce kendini sevmeyi öğren.
Hayat mecbur bırakmadıkça insan hayatı boyunca hayatını sorgulamıyordu, sorgulamak için bir sebep gerekiyordu. Hayat pek çok kişiye bu sebebi veriyordu aslında; tesadüf sandığımız karşılaşmalar, kaderin oyunu sandığımız olaylar hayatın GÖR deme biçimiydi. Ama çoğunluk görmezden gelmeyi tercih ediyordu, hayatın akıntısının içinde kaybolup gidiyordu ya da büyük bir kayaya çarpıp parçalanıyordu.
İnsan, öleceğini bilen tek canlı olduğu gibi, yalnızlığının bilincinde olan tek varlıktı ve ömrü tıpkı ölümü inkar etmeye çalışmak gibi yalnızlığını inkar etmeye çalışmakla geçiyordu.
Geçmişime, geleceğime, hayatımın bütün zamanlarına bakıyorum ve zamanın bir erozyon olduğunu düşünüyorum. Zaman üstümüzden geçiyor, bizi ve her şeyi incecik rendeliyor, her şeyi toza dönüştürüyor.
Yalnızlık insanın varlığına içkindi, bunu reddetmek insanın böbrekleri olduğunu reddetmesi gibi bir şeydi, saçmaydı.