"Genç Werther'in Acıları bana yalnızca bir aşk hikâyesi anlatmadı. Aksine, insanın kendi içinde verdiği savaşları, yalnızlığını ve özlemlerini gösterdi. Werther'in yaşadığı şey bana karşılıksız aşktan çok, kendi duygularının ağırlığı altında ezilmesi gibi geldi. Sevdiği kişiyi gördüğünde bile mutlu olmaktan çok, ona ulaşamamanın verdiği acıyı yaşıyor. Toplumun kuralları, insanların beklentileri ve kendi iç çatışmaları arasında sıkışıp kalıyor. Bu yüzden kitap bana bir aşk romanından ziyade, insanın içindeki boşluğu sevgiyle doldurmaya çalışmasının ve bunu başaramadığında nasıl yavaş yavaş tükenebileceğinin hikâyesi gibi hissettirdi. Werther'i mahveden şey yalnızca aşk değil, onun yalnızlığı, hassaslığı ve kendi düşüncelerinin içinde kaybolmasıydı."
"Bir başkasının onu nasıl sevebildiğini, sevmeye nasıl hakkı olduğunu bazen anlamıyorum; çünkü onu yalnızca ben o kadar yürekten ve o kadar fazla seviyorum ki, ondan başka ne bir şey tanıyor, ne bir şey biliyorum; ondan başka da bir şeyim yok zaten!"