Kaplanın Sırtında, Türk edebiyatının usta kalemi Zülfü Livaneli’nin tarihi gerçeklerle edebi kurguyu muazzam bir dengede buluşturduğu, Osmanlı İmparatorluğu’nun en tartışmalı ve en uzun süre tahtta kalan padişahlarından II. Abdülhamid’in tahttan indirilişinden sonraki sürgün günlerini konu alan sarsıcı bir dönem romanıdır.
Hikaye, 1909 yılında II. Abdülhamid’in 33 yıllık mutlak iktidarının ardından İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından tahttan indirilip ailesi ve sadık birkaç hizmetkarıyla birlikte Selanik’teki Alatini Köşkü’ne sürgüne gönderilmesiyle başlar. Romanın anlatısı, eski padişahın ve onun köşktekileri tedavi etmekle görevlendirilen özel doktoru, genç ve idealist İttihatçı Yüzbaşı Atıf Hüseyin Bey’in günpazarlıkları ve derin sohbetleri üzerinden şekillenir. Başlangıçta birbirine tamamen zıt ve düşman iki kutupta yer alan bu iki insan, zamanla insani bir düzlemde karşı karşıya gelir.
Livaneli, II. Abdülhamid’i sadece resmi tarihin çizdiği "Ulu Hakan" ya da "Kızıl Sultan" kalıplarıyla değil; korkuları, yalnızlığı, zekası, marangozluğa olan tutkusu, vehimleri ve vicdan muhasebeleriyle, yani tüm insani zaafları ve güçleriyle bir "insan" olarak portreler. Kitabın adı olan "Kaplanın Sırtında", iktidarın ne kadar tehlikeli, kaygan ve inilmesi imkansız bir güç olduğunu simgeler; iktidar sahibi kişi, kükreyen bir kaplanın sırtında oturmaktadır ve bir kez indiğinde parçalanacağını çok iyi bilir.
Zülfü Livaneli’nin her zamanki gibi akıcı, duru ve derinlikli diliyle kaleme aldığı Kaplanın Sırtında; bir imparatorluğun çöküş dönemine, güç ile acizlik arasındaki o ince çizgiye ve tarihsel karakterlerin arkasındaki trajedilere ışık tutan, yakın tarihe ilgi duyan herkesin bir solukta okuyacağı muazzam bir yüzleşme romanıdır.