Edebiyatımızın en zarif, ruhun en gizli kıvrımlarına sızmayı en iyi bilen o naif ve melankolik kaleminin yarattığı muazzam bir duygu fırtınasına hoş geldiniz. Mehmet Rauf, Karanfil ve Yasemin ile bize sadece bir aşk üçgeni ya da bir dönem hikayesi anlatmıyor; o, insan kalbinin o en fırtınalı, en tekinsiz denizlerine yelken açıyor ve bizi arzunun, sadakatin ve vicdanın amansız savaşıyla baş başa bırakıyor. Bu roman, lüks konakların ve şık salonların fonunda, insanın kendi tutkularının esiri olarak nasıl adım adım bir çöküşe doğru sürüklendiğinin muazzam bir psikolojik anıtıdır.
Mehmet Rauf’un kalemi, bu eserde adeta bir kuyumcu titizliğiyle çalışır; kelimeleri incelikle işlerken, ruh tahlillerinde ise adeta bir cerrah kadar soğukkanlı ve derindir. Romanın başkarakteri Samim’in, bir yanda saf, masum ve huzur veren "Yasemin" kokulu Şefika’ya, diğer yanda ise baştan çıkarıcı, tehlikeli ve tutku dolu "Karanfil" kokulu Perihan’a karşı beslediği o iki uçlu duygu, aslında insanın kendi içindeki o kadim çatışmanın ta kendisidir. Yazar, öyle bir psikolojik gerilim inşa eder ki, sayfaları çevirdikçe kendinizi kahramanın o vicdan azabı, arzu ve pişmanlık dolu zihninde kaybolurken bulursunuz. Karakterlerin hissettiği her bir kıskançlık krizi, her bir tereddüt anı, Mehmet Rauf’un o eşsiz üslubuyla okurun da kalbini sıkıştıran edebi bir tecrübeye dönüşür.
Okurken nefesinizi kesen şey, yazarın dönemin toplumsal yapısını ve bireyin o sıkışmışlığını sadece aşk üzerinden değil, derin bir varoluşsal kriz olarak ele almasıdır. Aşk, bu romanda sadece pembe bir düş değil; insanı tüketen, aklın sınırlarını zorlayan ve insanı kendi ahlakıyla yüzleştiren devasa bir trajedidir. Mehmet Rauf bize şunu fısıldar: İnsan, aynı anda hem gökyüzünün o saf huzurunu hem de yeraltının o yakıcı ateşini arzulayabilir; ancak bu iki zıt gücü aynı anda taşımaya çalışmak, ruhun kendi kendini imha etmesidir. Anlatıdaki bu duygusal ritim ve dilin o büyüleyici estetiği, eseri sıradan bir aşk romanı olmaktan çıkarıp zamansız bir başyapıt kürsüsüne yerleştirir.
Bu eser, son sayfayı kapattığınızda bile içinizde o karanfil ve yasemin kokularının yarattığı ağırbaşlı hüznü hissettirecek, sizi kendi kalbinizin labirentlerinde bir keşfe çıkaracak kadar güçlü bir tesire sahip. Eğer Türk edebiyatında psikolojik derinliğin ve insan ruhunun karanlık odalarının nasıl birer sanat eserine dönüştüğünü görmek istiyorsanız, bu tutku girdabına kendinizi bırakın. Çünkü Mehmet Rauf, bu eseriyle sadece aşkın değil, insan olmanın o en büyük zaafının ve ihtişamının büyük yazarı olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.