Merhaba sevgili okurlar
Bugün kütüphanemin en özel köşelerinden birine yerleşen, kapağını kapattıktan sonra bile günlerce etkisinden çıkamadığım ve üzerine uzun uzun düşünmek istediğim çok derin bir eseri sizlerle paylaşmak için buradayım. Mustafa Gülaçtı’nın kaleme aldığı Sessizliğin Mirası
Bir babanın sessizliğinden, bir oğlun kelimelerine uzanan hikaye.Okuyup bitirdikten sonra anladım ki bu cümle sadece edebi bir aforizma değil, kitabın her bir sayfasına, her bir satır arasına sızmış olan o muazzam gerçeğin ta kendisiymiş.
Kendi iç dünyamda, kendi geçmişimde ve sustuklarımda derin izler bırakan bu eseri, tamamen kendi penceremden ve hissettirdikleriyle detaylıca kaleme almak istedim.
Sessizliğin Mirası , aslında toplum olarak kanayan bir yaramıza, çoğumuzun bir şekilde hayatında karşılığı olan ama dile getirmekte zorlandığı o büyük ama sessiz trajedimize parmak basıyor.
Sessizliğin Mirası'nı okurken kendimi sürekli bir empati çemberinin içinde buldum. Tahliller o kadar içten, o kadar bizden ve tanıdık ki. Okurken kendimi bazen o sustuklarıyla aslında çok şey anlatan, gururunun ya da yetiştirilme tarzının arkasına saklanan o babanın yerine koydum. bazen de o boşlukları kapatmak için çırpınan, bir cevap arayan, babasının gölgesinde kendi kimliğini kelimelerle inşa etmeye çalışan oğlun acısında, arayışında buldum. Karakterlerin hiçbiri yapay değil,sokakta yürürken görebileceğimiz, belki de bizzat kendi evimizde karşılaştığımız insanlar. Kitapta o kadar çok cümlenin altını çizdim, o kadar çok satırda durakladım ki. Ama sanırım bütün kurgunun, bütün o sessiz çığlığın özeti tam olarak şu cümleydi.
"Bize bırakılan en ağır miras, doldurulmamış boşluklar ve zamanında sarf edilmemiş, içe atılmış kelimelerdir. İnsan en çok sustuklarından yara alır ve en çok sustuklarıyla yaralar sevdiklerini..."
Elif ve Timur.. İkisinin arasındaki o sessiz anlaşma, bazen kelimelerden daha yüksek sesle konuşan bakışmaları, okurken kalbimin ritmini değiştiren cinstendi. Mustafa Gülaçtı Elif ve Timur üzerinden bizlere sadece bir aile dramı değil, aynı zamanda yaralı iki ruhun birbirine nasıl merhem olabileceğini ya da o yaraları nasıl daha da derinleştirebileceğini muazzam bir psikolojik derinlikle aktarmış.
Sessizliğin Mirası kalemin mürekkeple, mürekkebin ise en derin insani duygularla buluştuğu çok kıymetli bir emanet. Okuma listenizin üst sıralarına eklemenizi tüm kalbimle, bir okur dostunuz olarak tavsiye ederim.
Mustafa GülaçtıSessizliğin Mirası