·248 syf.····Okunma: 21 Haziran 2026 17:20 Bu nasıl tekinsiz bir anti kahraman hikâyesidir! Sürekli insana “Acaba şimdi ne olacak?” diye sorduruyor.
Aslında yazar, bir Dede Korkut hikâyesini güncellemiş. Dilin bütün oyunlarını ustalıkla kullanmış. Böylesine güzel kelimelerle örülmüş bir destan okudum. Lezzeti damağımda kalan, etkisi uzun süre geçmeyen bir eserdi.
Hikâye Altamış köyünde başlıyor. Orada yarım akıllı bir kız, bir gün peri padişahının oğlu tarafından tecavüze uğruyor ve hamile kalıyor. Doğması istenmeyen bir çocuk dünyaya geliyor: tek gözlü, kambur ve bir bacağı kısa bir bebek. Her şeye aç, doymak bilmeyen bu çocuk annesinin sütünü öylesine emiyor ki annesinin göğüslerinden kan geliyor. Anneannesi bu çocuğu istemiyor ve onu annesinden ayırıp bir sala koyarak nehre bırakıyor. Bebeği bir hekim buluyor ve bakımını üstleniyor. Bebek, kendi ismini de kendisi söylüyor: Tepegöz.
Aynı zamanda fotoğraf makinesinin icadına da tanıklık ediyoruz. Bu kısım beni bir fotoğraf öğrencisi olarak çok heyecanlandırdı.
Kötülük ete kemiğe bürünmüş, insan kılığına girmiş hâlde büyüyor; ancak hekim bunu fark etmiyor. Bazen sevdiğimiz insanlara karşı kör oluruz ya, işte tam da öyle.
Islık ağaçları destanın başkahramanlarından biri ve tüm gerçeği onlar biliyor.
Zaman zaman Tepegöz’ün iyiliği seçeceğini umut ettim. Ancak Tepegöz, doğduğu günden beri kötülüğü temsil ettiğini sürekli hatırlattı.
Kitabın sonu ise tam anlamıyla ters köşe yapıyor ve destan günümüze kadar uzanıyor.
#kitaptanalıntılar
Ama işte ne çare ki iyinin kulağının işitmediği tek ses, kötülüğün sesidir. Bilmediği şeyi nasıl duysun, duysa da o sese nasıl bir mana bulsun?