Bazı kitaplar bilgi verir, bazı kitaplar düşündürür, bazı kitaplar ise insanın uzun süredir sorgulamadan kabul ettiği gerçeklikleri sessizce yerinden oynatır. Erich Fromm’un Sevme Sanatı kitabı tam olarak bu üçüncü kategoriye ait bir eser.
İlk bakışta sevgi üzerine yazılmış bir kitap gibi görünse de Fromm, daha ilk sayfalardan itibaren okuru alışılmış düşünme biçiminden uzaklaştırır. Çünkü kitabın merkezinde romantik ilişkilerden çok daha büyük bir soru vardır: İnsan gerçekten sevmeyi biliyor mu?
Modern dünyada sevgi çoğu zaman başımıza gelen bir duygu gibi düşünülür. Aşık olmak, doğru kişiyi bulmak, ilişki kurmak, duygusal yakınlık hissetmek… Çoğu insan sevgiyi bu deneyimlerin toplamı olarak görür. Fromm ise tam burada radikal bir itiraz geliştirir. Ona göre insanların temel problemi sevmek değil, sevmenin öğrenilmesi gereken bir sanat olduğunu fark etmemeleridir.
Kitabın en güçlü taraflarından biri sevgiyi pasif bir duygu olmaktan çıkarıp aktif bir beceri olarak ele almasıdır. Fromm, tıpkı bir sanatçının yıllarca çalışarak ustalaşması gibi sevginin de disiplin, emek, sabır ve farkındalık gerektirdiğini savunur. Sevgi, kendiliğinden gerçekleşen romantik bir olay değil; insanın geliştirmesi gereken bir kapasitedir.
Kitapta dikkat çeken önemli ayrımlardan biri, insanların çoğu zaman sevmeyi değil sevilmeyi önemsemesidir. İnsanlar “Nasıl severim?” sorusundan çok “Nasıl sevilecek biri olurum?” sorusuna yatırım yapmaktadır. Fiziksel görünüm, statü, başarı, toplumsal kabul ya da çekicilik gibi unsurlar, sevginin kendisinin önüne geçmektedir. Fromm burada modern insanın ilişkiler kurarken dahi bir tür görünmez pazarda hareket ettiğini öne sürer.
Kitabın belki de en derin bölümü, insanın varoluşsal yalnızlığı üzerine yaptığı analizdir. Fromm’a göre insan kendisinin farkında olan tek canlıdır ve bu farkındalık beraberinde ayrılmışlık hissini getirir. İnsan kendisini dünyadan, diğer insanlardan ve hatta kendi doğasından ayrı deneyimler. Sevgi, bu ayrılığı aşma çabasının en sağlıklı biçimlerinden biridir. Ancak burada kritik olan nokta şudur: Gerçek sevgi, başka biriyle birleşirken kendi bireyselliğini kaybetmemektir.
Fromm’un sevgiyi dört temel unsur üzerinden açıklaması kitabın en somut ve öğretici bölümlerinden biridir. Ona göre gerçek sevgi ilgi, sorumluluk, saygı ve bilgiyi içerir. Birini seviyorsak onun yaşamına karşı duyarlılık geliştiririz; ihtiyaçlarını fark ederiz; onu değiştirmeye çalışmadan olduğu haliyle kabul ederiz ve gerçekten tanımaya yönelik sürekli bir çaba gösteririz. Sevgi yalnızca hissetmek değil, karşımızdaki insanın varoluşuna aktif biçimde yönelmektir.
Kitabın dikkat çekici başka bir yönü ise sevginin yalnızca romantik ilişkilere indirgenmemesidir. Fromm; kardeşçe sevgi, anne sevgisi, baba sevgisi, erotik sevgi, kendini sevme ve tanrı sevgisini ayrı ayrı ele alarak sevgiyi insanın bütün yaşam biçimine yayılan bir kapasite olarak tanımlar. Özellikle kendini sevme konusundaki yaklaşımı dikkat çekicidir. Toplumun sıklıkla bencillik olarak değerlendirdiği kendine yönelen sevgi, Fromm’a göre başkalarını sağlıklı biçimde sevebilmenin ön koşullarından biridir.
Kitap aynı zamanda güçlü bir toplum eleştirisi içerir. Modern kapitalist sistem insanı bir üretim ve tüketim nesnesine dönüştürürken ilişkiler de bu dönüşümden etkilenmektedir. İnsanlar artık birbirleriyle yalnızca bağ kurmamakta, aynı zamanda birbirlerini değerlendirmekte, seçmekte ve kendi değerlerini sürekli artırmaya çalışmaktadır. Sevgi bile zaman zaman bir deneyim olmaktan çıkarak karşılıklı değiş tokuş ilişkisine dönüşmektedir.
Sevme Sanatı’nın en çarpıcı tarafı, okuru yalnızca ilişkileri üzerine değil, sevme kapasitesi üzerine düşünmeye zorlamasıdır. Kitap şu zor soruyu insanın önüne bırakır: Belki de hayatımızdaki temel sorun yeterince sevilmemek değil, sevmeyi hiç öğrenmemiş olmamızdır.
Erich Fromm bu eserinde sevgiyi romantik bir ideal olmaktan çıkarıp insanın olgunlaşma sürecinin merkezine yerleştirir. Ve kitabı bitirdiğinizde sevgiye dair bildiğinizi düşündüğünüz birçok şeyi yeniden sorgulamaya başlarsınız.
Belki de kitabın en güçlü katkısı tam olarak budur.
Sevgi, hissettiğimiz bir şey olmaktan önce, öğrenmemiz gereken bir insanlık pratiğidir.