“Yağmur denizde sefalet oluyor değil mi ?”
Bir sarrafın mücevherleri işlediği , bir bestekarın notalarla raks ettiği gibi romanını dahi şiirsel nakışlarla işleyerek yazan Tanpınar , adeta kelimelerle zamanı durdurmayı başarmış bir sanatkardır. XXyy ,coğrafyamızda çalkantılı ve devrimli günlerdi işte bu dönemde yaşamış olan değerli kalem, Osmanlı’dan Cumhuriyete geçiş sürecinde ki siyasi , kültürel değişimler ile doğu batı arasında ki sancılı sürece bizzat şahit olarak , bunları sadece eserlerinde yazmakla kalmayarak adeta kelimelerle, geçmiş ile geleceği cümlelerde buluşturmuştur.
Bu kıymete değer eserlerinden bir tanesini de biz şanslı okuyucular Mayıs ayında okuyarak ,analiz tahlil ederek bir nebze de olsa edebiyatımızın hafızasını kendi perspektifimizle görme şansına eriştik.
Ben de naçizane kendi paradigmam ve yorumumla bir şeyler söylemek istiyorum.
Elbetteki Yaz Yağmuru kitabını tek bir edebiyat çerçevesinde ele alamam çünkü kültürel birikimi ve çok yönlü bir yazar olması nedeniyle ( yazar,şair,denemeyazarı,siyasetçi,akademisyen vs.) kaleminden çıkan şaheser ,bir çok perspektiften açıklanmaya değer.
Edebi metin özelliğiyle şiirsel ,estetik açıdan bir cerrahın titizliğiyle kaleme alınmış her bir hikaye hem gözleri hem de ruhu doyurmakta böylelikle onun eserlerinin sadece okunmadığını hissedildiğine de şahit oluruz . Türkçeye kattığı senfoni tadında ki kelimelerin bezenmesi, düşünce dünyamıza bıraktığı izlerle eşine az rastlanan ,dimağlarımızda tat bırakmış Türk edebiyatının en zarif ve en derin sanatkarlarından biridir dersek mübalağ etmiş olmayız değil mi ? ( Burada kendimi Bridgerton’ da ki lady Whistledown gibi hissettim )
Yine tarihi bilgisi ve bilinci bunun yanında kendisinin de yaşanan değişim ve dönüşüme tanık olması neticesinde eserlerine yansıtmasına çok büyük katkı sağlamıştır. Ona göre ne Türkiye doğulu ne de batılıdır zaten kendisi bu çıkmazı net bir şekilde görmüş yer yer hikayelerinde de bunu göstermiştir . Özellikle dikkatimi çeken inkılaplar üzerine söylemiydi “değişen sadece bir
kaç kadın ve erkek ismi “ trajik ve düşündürücüydü.
Yazar ,ağırlıklı olarak sosyolojik ve psikolojik derinliği olan karakterleri işlemiş karakterlerinin çoğu huzursuz ,arayış içinde olup anlaşılmaz görünen insan ruhunun derinliklerine yapılan yolculuklarla okuyucuları etkilemeyi başarmıştır. Hezeyanlı rüyalar ,çıkmazlarla psikoanalitik ve metaforların çağrışımlarını iliklere kadar hissettirmiş duygu tezatlı anları
Eserinde rüya,iç konuşmalar,ayna ,hatıralar,yalnızlık ,kader ( Kader uykusundan uyandı s.113 ) vs kavramlarını etkili bir biçimde kullanmıştır.
Yaz Yağmuru :
1944 yaz gününde ailesi şehir dışında olan Sabri Beyin başında esen kavak yellerinin etrafında döner hikaye . Yaz yağmuru gibi kısa ama tezat odur ki kitabında en uzun hikayesi . Evli ve iki çocuklu Sabri bey iyi eğitimli ,yazar ve dönemin Türkiye’sine göre statüsü ve ekonomik durumu gayet iyi.Buna rağmen evliliğinde ki monotonluğu ve süregelen alışkanlığı da yaşayan birisi . işte bu günlerde hiç hesapta olmayan ,bahçesinde karşılaştığı gizemli kadın onun hayatında yeni yada unuttuğu duyguların açığa çıkmasına neden olur ki bence tamamen tek taraflı çünkü kadının bahçeye gelmesindeki sebep geçmiş hatıraları. Zaten burada ki aşk iki insan arasındaki ilişkiden ziyade Sabri beyin sezgisel ve kendi benliğini yeniden keşfetmesi , duygularıyla mantığı arasında ki çıkmazda kalması.Özellikle iç konuşmalarıyla yarattığı karakterler ,ruhsal derinliği ve dışarıdan mükemmel görünen kişilerin iç hesaplaşmalarındaki gelgitlerini göstermede Tanpınar ustaca davranmış . Fatma’nın da yıllarca ölen bir kişinin kimliğini üstlenmeye mecbur bırakılması akla zarar aslında kahkaha ve gülünçlerinin ardında sanki bu ziyaret bir psikologla seans yapmaya ihtiyaçmış gibi göründü gözüme derdini anlatıp rahatladıktan sonra gitti . Tıpkı içi yağmur dolu bulutların yağdıktan sonra rahatlaması gibi.Sadece baş karakterler değil elbet dedenin , Fatma’nın (ölen), Kalfa, eşi vs diğer karakterlerinde iç buhranları sırlı ve pekte etik olmayan hayatlarıyla Tanpınar sosyolojik ve psikolojik tahlil yapmış bu bölümde.
Teslim :
İnsan hayatı değiştirmeye çalışma yerine onu anlamalı mıdır? Bu hikaye insanın hayat karşısında ki çaresizliğini kaderle mücadelesini ne yaparsa yapsın değiştiremeyeceği şeyler olduğunu sonunda kabul etmek zorunda kalır mesajını verir . Kahramanımız Emin beyin bir tren istasyonunda ona eşlik eden kişilerle aslında hiç bir ortak yönün bulunmadığını ki kısa bir molada dahi kimsenin gittiğinde bile umursamaz tavır sergilediklerinden anlıyoruz “ Bu an herkesin kendi menfaatlerinin bahçesini son defa sulayacağı andır.”
Kendisini ,vizyonu ve bakış açısıyla bu camiaya ait hissetmiyordu trajikomik benzetmeyle hindinin kafası yukarıda ama çaresizdi .Ama asıl şoku mola da gezintiye çıktığında yaşayacaktı. Kendisiyle beraber Genç Cumhuriyetin yetiştirdiği liyakatli,aydın gençlerinden olan Süleyman’ın taşrada ki değişimi ve kaderine ailesine teslimiyeti karşısında ki düzene boyun eğmesi şüphesiz Emin Beyin istasyonda ki ahvali ruhiyesinin üstüne tuz biber ekmişti. Ne kadar dirense de geçmişte yaşanan olaylardan etkilenilmesinden dolayı karekterler beklenti ve gerçekler arasında sıkışıp kalmışlardır.
Acıbadem’deki Köşk :
Tanpınar’ın okuduğum en acayip ve labirentli (mimaride ve anlama açısından da )hikayesi buydu benim için. Hikaye bir anı hikayesi olarak karşımıza çıkar merkezinde Mucit olduğuyla övünen Sani Bey vardır. Yeğeni yani anlatıcının çocukken sık sık gittiği köşkün ve içinde yaşayın şahsına münhasır kişilerin başlarından geçen olayları traji komik etkileyici bir üslupla anlatmasını konu alır. Sani Beyin “ icat, ıslah, tadil “. İlkesiyle hayalperest ve sürekli yeni fikirlerle yeni bir şeyler üretmesi eşinin maddi olarak destek çıkmasıyla zaman zaman akla zarar icatlara yönelmesine neden olmuştur banyo dairesi ve merdivenler güzel örneklerdir buna.Hikayeyi anlatırken Tanpınar sembollerle yüklü lisanını şiirsel ve estetik biçimde kullanmış ve tasvirlerini yaparken ayrıntıya çok yer vermiştir.Zamanın değişimine rağmen çocukluk anılarının insanın özünde daima yer ettiğini vurgulayan Tanpınar,insan gözlemindeki maharetini ortaya koymakta .
Rüyalar :
Tanpınar’ın eserlerinde ağırlıklı işlediği rüya motifi buseferde karşımıza burada çıkmakta ve baş kahraman Cemil’in etrafında şekillenmekte. Zavallı Cemil rüyalarıyla gerçeklik arasında sıkışıp kalmış en acısıda uyanıkken dahi bu ızdırabı yaşaması ne kadar uğraşsa dahi kurtulamaması ve tedavilerin sonuçsuz kalması.Aslında aklıma bir ara Gogolun kitabındaki portre hikayesi geldi nasıl etkileyiciydi. Sembolist yazar ve şairlere hayranlığıyla bilinen yazarımız rüya temasına çok sadıktır belliki kendi iç buhranları çıkmazları onu derinden etkilemiş. Bir keresin Nietzsche ağladığında kitabını ve sonrasında filmini izlemiştim annesinin ölümü Josefi o kadar etkilemişti ki rüyalarında bu buhrandan bir türlü kurtulamıyordu aklıma çok genç vefat eden annesi geldi acaba bir bağlantı olabilir miydi kadın karakterlere yüklediği anlamlarda malum neyse dönecek olursak rüyalar insanların çığlık atamadıkları yerde bazen kurtarıcı sığınaklara dönüşebiliyor nerden mi biliyorum
Adem ile Havva :
Tanpınar’ın dini bir kıssayı tasavvuf ehli edasıyla kaleme alarak yazdığı şaheserdir ve itiraf etmeliyim ki en sevdiğim bölümdü.
İlk insanlar olarak bildiğimiz bir kadın ve erkeğin yaratılış motiflerini birbirlerine duydukları yakınlıkları aşkı ,birbirlerini anlama çabalarını, kaderin uyanışını yalnızlığı ,mutluluğu ,hayatı yeni tanıma ve anlamlandırma üzerine şaşkınlıkları o kadar güzel tahlil ve tasvir edilmiştir ki sadece Adem ile Havva değil bütünüyle hikaye göz alıcıdır. İnsan hayatı boyunca kendisini tamamlayacak birini arar ancak bazen bu yakınlığı bulsan dahi kendi yalnızlığınıda yaşar tıpkı Havva gibi. Ayrıca hikayede hayvanların betimlenmesi meleklerin anlatımı yazarın ustalığına şapka çıkarıyor . Rab ile insan arasında ki ve melekler arasında ki iletişim ve tasvirde acaba yazarın ilahiyat üzerine master yapmış mı diye merak uyandırıyor.
Bir Tren Yolculuğu:
İnsan ömür boyu bir yolculuk halindedir. Durmadan yoluna devam eder , elden ne gelir mecburdur buna. Hayatına aldıklarıyla, yolda bıraktıklarıyla ya da birlikte yola revan olduklarıyla sürer gider ama elbette bir gün varış noktasına varacak yolculuğunu tamamlayacaktır
Adından da anlaşılacağı üzere hikaye tren de geçer anlatıcı kendi gözlemiyle analizini yapar ama oldukça da detaylı ve ince ince işler. Hava durumunda ki en ince ayrıntıdan kişilerin fiziksel be ruhsal durumlarını o kadar etkileyici anlatmıştır ki gözümün önüne gelmemesi imkansızdı. Olayların yüzeysel değerlendirmeyen aydın ve ayrıntıların ardındaki anlamı merak eder genç adam .. ilerleyen vakitlerde anlatıcı trende karşılaştığı tiyatro artistleriyle (kumpanyanın üyeleri ) muhabbet etmeye başlamıştı ancak yolculuğun bir hayli devam etmesiyle ihtiyar aktörün söze girmesi ister istemez trajik sahnelerin yaşanmasına neden olacaktı çünkü güzel ve genç tiyatrocu Zeynep’in ölümünü anlatacaktı. Zeynep: huzursuz ev ,buhranlarla mücadele eden ,uçuk hayalleri olan gencecik bir kızdı ancak kötü kaderin cilvesi onu hayattan koparacak hayallerini yarım bırakacaktı . Anlatıcı bu hikayeden çok etkilenmiş hatta daha fazla anlatmasına ve fotoğraf göstermesine izin vermemişti. Bundan da analaşılıyor ki hiç tahmin etmediğimiz analarda İnsanlar hayatımıza girer çıkar yalnızca hatıraları kalırdı hüzünleriyle geri dönüşleriyle hayat her daim devam ediyordu.
Yaz Gecesi :
Hikaye oldukça kısa bir yaz gecesinde yaşanan olaylar ve bu olayların insanlar üzerindeki etkisini anlatır . Tanpınar zaten hiç bir şeyi tesadüfi yazmıyordu . Yaz gecesinin ılık esintili ve uhrevi geceleri hangimizi geçmişe götürmüyor hayaller kurdurmuyor ve iç dünyamıza yöneltmiyor ki .. Ancak itiraf etmeliyim ki bu bölüm çok kısa olmakla beni biraz yordu .Aslında hikayede büyük etkili olaylar zincirlemesi yoktu hatta olaydan ziyade karakterlerin duygusal değişim dalgalanmaları ruhsal yolculukları hakimdi. Ancak oturtamadığım yerler oldu yine de sanatkarın elinden çıkan şaheserler konuşulmaya ve üzerinde tahlil ve tevil yapılmaya layıktır.
Azizim hele Türk edebiyatında takdire şayan izler bırakıp edebiyat kürsüsünde söz sahibiyse boynum kıldan incedir.
Zat-ıali hakkında ne yazsam yeterli olmayacak ancak yazımı bitirirken belirtmeliyim ki Türk edebiyatının en derinlikli ve seçkin yazarlarından birini ben de naçizane yorumlamaya çalıştım .
Eveeeet gecenin bir körü yaptığım analiz ve tahlilimin ( malum ben gece insanıyım sonuna geldim yorgunluktan şişen gözlerim kıramp giren parmaklıklarımla size veda ediyorum inşaallah bir diğer kitap günlerinde görüşmek üzere Lütfen sonuna kadar okuyun amatör bir analizcinin gözlemleridir.Betül Zehra