Abdülhak Şinasi Hisar - Çamlıca'daki Eniştemiz
Puan vermedi·203 syf.··
2026 20. kitabı
Kitap roman olarak geçiyor olsa da bence tam bir enişte biyografisidir. Araştırıldığında bu eniştenin aslında tam olarak bir kişi değil, yazarın yakın akrabalarından belki birkaç kişinin toplanıp tek bir vücut bulduğu kurgusal bir karakter olduğu görülür. Eserin üslubu bana Ahmet Hamdi Tanpınar'ı; özellikle de Beş Şehir'i anımsattı. Onda da artık var olmayan bir şehir dokusunu en ince detayına kadar anlattığı için sıkılmıştım bu eserde de aynısını bilhassa Çamlıca tasvirlerinde yaşadım. İsminin hakkını verecek şekilde yazarda büyük bir Çamlıca sevdası vardır ve kitabın en az %20'si Çamlıca'ya ve onun orada yaşadığı mazisine övgüdür diyebilirim. Burada en dikkat edilmesi gereken nokta artık var olmayan aile gelenekleri ve sosyal yapıların ele alınmasıdır. Eser o zamanlar bir çocuk olan anlatıcının Çamlıca'daki enişteleri Hacı Vamık; namı diğer Deli Vamık'ı tasviriyle ve deliliğe makul bir övgüyle başlar. Babıali onu mutasarrıflık, defterdarlık, valilik gibi çeşitli görevlere verip verip geri almaktadır. Eserin ilerleyen bölümlerinde kendisinin hakkında vazife başında yolsuzluk söylentileri olduğu da verilecektir. Doğal olarak maddi durumu ortalamanın oldukça üzerindedir. Konaklarında hizmetçiler çalışmaktadır. Yazara göre, akıllı dediğimiz insanların sağı solu belli değildir; iyilik beklediğimizden kötülük, sadakat beklediğimizden ihanet görme ihtimalimiz her zaman oldukça fazladır; ancak deliler öyle midir? Deli daima delidir, şaşırtmaz, daima doğasına uygun davranır. Hacı Vamık enişte lakırdı etmeyi pek seven, kendine has ve eğlenceli bir konuşma üslubu olan bir adamdır. Hemen her şeyle ilgili bir fikri veya anısı vardır. Yalnız kaldığı zamanlar harici konuşur; hâttâ yalnız kaldığında bile bazen kendiyle konuşur bazen de türkü söyler. Yeğenlerine daima "can didem" gibi candan hitap cümleleriyle hitap eder ki bazen onlar bile "Acaba bu hitap ettiği ben miyim?" diye şaşırırlar. Garplı gibi giyinmeye çalışan enişte bu konuda vasattır ancak şark usulü kıyafet ve eşyaları adeta bir antika değeri ve güzelliğindedir. Bu kısımlarda uzun uzun eski Çamlıca'dan, eniştenin Çamlıca'daki köşkünden ve bunların ne kadar doğal ve sevilesi olduklarından bahseder. Sonrasında günümüzde bizim de yaptığımız bugünün maneviyatını geçmişle kıyaslama işine girişir ve maziyi yüceltir. Eniştenin dinî ve manevî görüşlerinden bahsederken de onun hem mutaassıp hem de paganlıktan getirdiğimiz dinde hurafe muamelesi gören; rüya tabiri, fal, büyü gibi alışkanlıklara da saygılı oldup inandığını söyler. Buna paralel olarak da ilerleyen kısımlarda poker oynarken namaz arası vermesinden bahsedilecektir. Enişte tam bir gelgit akıllıdır. Bir anda köşkü satmaya karar verir ve Ermeni bir dellâl ile anlaşır, adam her fiyat seviyesinden müşteri buldukça bizimki de fiyatı düşük bulmaya başlar, Ermeni'nin sabrı taşınca da "Bana köşkümü zorla mı sattırmaya çalışıyorsun?" diyerek adama bin bir türlü laf söyler. Halbuki asıl amacı evi satmak değil, kaç para edeceğini anlamaktır. Bir gün bir at alır ancak üzerine binmeyi beceremez, en son atla gittiği yerden toz toprak içinde yaya döner ve atı eşkıyaların çaldığını söyler ancak at bir süre sonra kendi kendine ahıra döner. Bu sefer de eşkıyalar bile başına bela etmemek için bunu geri salıvermişler diyerek kendini savunur. Enişte siyasete ve gündeme dokunmayan, yalnızca heyecan yaratan cinayet romanları sevmektedir. Bu tip romanlar bizde özellikle istibdat döneminde suya sabuna dokunmak istemeyen insanların rahat rahat okunacak bir bu var deyip okuduğu tür romanlardır. Burada Abdülhamit'in de aynı tür romanları sevdiğini hâttâ tercümesi olmayan romanları bizzat çevirttiğini öğreniriz. O dönemde başka erişkinler sirk tarzı yerlere gitmeyi bir hafiflik olarak görüp imtina ederken enişte çoluğu çocuğu toplayıp onlarla aynı heyecan ve keyifle gösterileri izlemektedir. Dağınık bir adamdır ve en ufak bir tabağı bile alıp yerine kaldırması için eşref saatinin gelmesi gerekmektedir. Arkadaşlarının makam ve servetlerini de kıskanır, abartmayı sever. Yazarın halası da eniştesinin neredeyse zıddı bir karakterdir. İtidalli ve ölçülü bir kadındır. Oturmayı kalkmayı, insanlarla iletişimi ve görgüyü bilir. Davranışlarında hep bir sıradanlık ve doğallık vardır. Bizim enişte libidosu yüksek bir adamdır, karısını defaatle evdeki konaktaki hizmetçilerle aldatır ancak kadın bunu bile bile hem eski zaman adeti olmasından hem de yapacak bir şeyi olmamasından dolayı ses çıkarmaz. Enişte yemeğe düşkündür ancak alkolle arası yoktur. Sadece içine biraz kına attığı şarabı "ilaç" niyetine içer. Kendisi sık sık Arabistan'da bir yerlere atanır ve sonra özellikle rüşvet töhmetiyle azledilir. Hakkında daima imalı söylentiler çıksa da yazarın halası olan eşinin aktardığına göre memur eşlerinden gelen hediyeleri bile makama yakışık almaz diye kabul etmeyen birisidir. Bu azil durumlarında babası sürekli Yıldız'daki Baykuş'a müracaat edip oğlunun göreve iadesini sağlar. Ona saygıyla karışık bir korku besler. Yıldız'a bizzat gidip gelir ancak gitmeden önceki günler ona hep kabus olur. Arabistan'a ve Arapçaya dinden dolayı muhabbet duyar ve sözlerinin arasına Arapça karıştırır. Bir gün yönettiği şehrin doktorundan bir mektup alır ve ciddiyetle süzülerek vazife başına gider gibi giyinip gider. Sonradan bunun kadınlı kızlı bir saz eğlencesi daveti olduğu ortaya çıkar. Eşini böyle türlü daleverelerle aldatmaktadır. Sonunda 31 Mart İsyanı olur, tam bu sıralarda o da yine Basra Valiliği görevinden azledilmiştir. Her azilde olduğu gibi Çamlıca'daki köşküne dönecektir ve yine padişahtan şefaat dileyip yeni bir şehre görevlendirilmek isteyecektir ancak bu sefer ortalık karışıktır. O dönem Hüseyin Cahit sanılıp öldürülen insanların haberleri enişteyi öyle korkutur ki kendi de böyle haybeye kurban gitmekten korkmaya başlar, zaten oldukça ödlek bir adamdır. Artık onun için şefaat dileyecek bir babası yoktur ve zaten siyasî atmosfer de buna müsait değildir. Bir süre sonra yaşı ilerleyen enişte eşini artık açıktan açığa hizmetçilerle aldatmaya başlar ve buna dayanamayan kadın yazarın babası olan kardeşinin evine kaçar. Normalde insanlar artık bu yaştan sonra kadından böyle bir tepki beklememektedir. Enişte onu bir hiddetle boşar ancak yine pişman olup kaynanasına kendilerini barıştırsın diye yalvarır durur. Artık köşk de enişte için eskiden olduğu gibi mutluluk kaynağı olmak yerine kocaman bir boşluk olarak yalnızlığının vesikası olmaya başlar. İttihat ve Terakki'nin sazı eline almasıyla eskinin adamı olan eniştenin artık devlet adamlığında devam etme ihtimali sıfırlanır, sonrasında Umumî Harp başlar, hayat zorlaşır ve pahalılaşır. Erzak da köşkte layığıyla çalışacak insan bulmak da zorlaşır. Istanbul limanları uçaklar ve denizaltları tarafından defaatle hücuma uğrar. Eniştenin en büyük korkusu artık düşman gemilerinin Çanakkale'yi aşıp boğazlar bölgesini topyekûn ele geçirmesi olur (ki İstanbul zaten İngiliz'in oyuncağı olmuştur, Yakup Kadri'den hatırlanacağı üzere boğazdaki yalıları sahiplerini tepeleyip canları kimi isterse ona peşkeş çekmişlerdi). Köşk gittikçe bakımsız kalır, bir yağmur yağınca her tarafı su damlatmakta, peyzajının eski halinden eser bulunamamaktadır. Eskiden ne kadar edeceğini anlamak üzere satılığa koyup Ermeni tellalı uğraştıran enişte bu sefer gerçekten köşkü satılığa çıkarır ancak bu sefer de köşk eski ederinde değildir ve artık telallar da o Ermeni kadar çaba veren tipten değil, ayağına bekleyen, ucuz fiyattan kapatmak isteyen tiplerdir. Enişte artık halanın dönmeyeceği kesinleştikten sonra ve artık Mütareke devri (Mondros Ateşkes Antlaşması 1918) gelip halayıklık, kapamalık işleri zora girmeye başlayınca bu sefer de Hüseyin Efendi isimli bir muhabbet tellalı (kaba tabirle pezevenk) aracılığıyla kadın temin etmeye başlar ancak bunlar genelde onun hevesini kursağında bırakacak türden kadınlar olurlar. Gece evden gelen bazı kavga sesleri, gürültüler, bazı uygunsuz sesler, içeri girip beş on gün çıktığı görülmeyen kadınlar artık mahalleliye de ayan olur. Bu kısımlarda Mütareke devrinde işgal askerlerinin artık sazı iyice ele aldığını, rastgele birini vurmuş olsalar onun ve yakınlarının danışacağı, şikayet edeceği hiçbir otoritenin kalmadığını da üzüntüyle aktarır. Artık Hacı Vamık ve eski karısının son demleridir. Öyle ki eskiden Arabistan çöllerinde hayalini kurduğu o esintili Çamlıca ona rüzgardan üşüten, yanında çalışan olmayınca çarşı pazara uzak olduğu için bir eziyete dönüşen bir mahrumiyet bölgesi halini almıştır ve burada tek başına yaşadığına pişman yataklara düşmüştür. Yazarın enişteyi gördüğü son seferde diğer kitabın konusu olan Fahim Bey'den bahseder. Sonunda enişte vefat eder. Halası da artık yaşlanıp çok kilo almış ve kilosundan utandığı için sokağa bile zor çıkar olmuştur. Çok geçmeden ağır hasta olur ve yazar onun ölüm haberini tesadüfen gazete ilanında görüp şok olur. Yazarın yaşam, ölüm ve ölenlerden kalanlarla ilgili düşünceleri ve aforizmalarıyla eser son bulur.
Çamlıcadaki EniştemizAbdülhak Şinasi Hisar · Bağlam Yayınları · 1996421 okunma
·
34 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.