Zülfü LivaneliKaplanın Sırtında kitabını okuyup birdim. II. Abdülhamid bizim tarihimizde hep ya "çok kötü" ya da "ulu hakan" diye ikiye bölünür ya, bu kitap o kuplaşmadan sıyrılıp gerçekten o koltukta oturan "insan"ı anlamaya çalışıyor.
Abdülhamid, imparatorluğun en dağılmış, en zayıf döneminde tahta geçmiş. Kabul edelim ki; askeri ve teknolojik olarak dünya çoktan bizi geride bırakmış. Kitapta da çok güzel anlatıldığı gibi, o dönemde bir savaşa girmek, imparatorluğun sonunu daha hızlı getirecek bir intihar gibiymiş. Abdülhamid de bunu çok iyi bildiği için, elindeki kısıtlı imkanlarla, zekasını ve diplomasiyi kullanarak o süreci uzatmanın, imparatorluğu ayakta tutmanın yollarını aramış.
Tabii ki yaptığı hatalar, baskıcı tutumları, o dönemin şartları altında tartışılabilecek çok fazla kararı var. Ama "vatan haini" diyerek kestirip atmak, bence o günkü zorlukları, o büyük çaresizliği görmezden gelmek olur. Kendi şahsi servetini bile devletin bekası için ortaya koyabilecek kadar devlete bağlı birinden bahsediyoruz.
Kaplanın Sırtında kitabı Adülhamid'i ne yerin dibine sokuyor ne de göklere çıkarıyor. Sadece o "kaplanın sırtında" yolculuk eden, ağır bir sorumluluğun altında ezilen ama akıllıca politikalarla imparatorluğu otuz üç yıl boyunca bir arada tutmaya çalışan bir adamın anlatıyor. #306671697 Tarihe siyah–beyaz bakmak yerine, dönemin şartlarını göz önüne alarak biraz daha objektif bakmak isteyenler için güzel bir kitaptı.