Puan vermedi·500 syf.····Okunma: 16 Haziran 2026 16:40 Sema Soykan’ın Keşke romanı, beni 1940’ların o zor ama bir o kadar da umut dolu Anadolu’suna götüren, uzun süre etkisinden çıkamayacağım bir yolculuk oldu. Kitabı okurken kendimi sadece bir hikayenin içinde değil, bizzat o dönemin aydınlanma ateşini taşıyan Köy Enstitüleri'nin tozlu yollarında yürüyor gibi hissettim.
Fikret ve Sabiha'nın karakterleri adeta birer anahtar gibi; onları takip ederken kendi içimdeki "keşke"lerle yüzleşmemek imkansızdı. Yazarın, o dönemin siyasi kırılmalarını ve Köy Enstitüleri üzerindeki o karanlık oyunları bu denli vurucu bir dille anlatması, okurken bazen öfkelenmeme bazen de büyük bir gurur duymama neden oldu. Sabiha ve Fikret’in o vefa ile merhamet arasına sıkışmış, dile getiremedikleri aşkları ise hikayeye öyle derin bir hüzün katmış ki, son sayfalarda gözyaşlarıma hakim olamadım.
"Eğitim bir toplumu ne kadar sürede değiştirebilir?" ya da "Bir ideal uğruna nelerden vazgeçilebilir?" gibi sorular zihnimi kurcalarken, bir neslin nasıl heba edildiğini okumak kalbimi çok sızlattı. Bu kitap sadece bir aşk ya da dönem romanı değil; aynı zamanda Cumhuriyetin temelinde yatan o büyük emeğin ve vatanımıza karşı sorumluluklarımızın bir hatırlatıcısı olmuş. Sema Soykan’ın kalemi beni gerçekten büyüledi, kütüphanemde artık çok özel bir yeri var. Yazarın dünyasına bu kitapla giriş yaptım ve diğer kitaplarını da bir an önce listeme ekleyip keşfetmek için şimdiden sabırsızlanıyorum.