Kitabın en çarpıcı yanı, insanın toplum karşısındaki mutlak yabancılaşmasını ve varoluşsal çaresizliğini yüzümüze vurmasıdır. Yozo’nun sırf hayatta kalabilmek ve ötekilerin dünyasına sızabilmek için büründüğü "soytarılık" rolü, aslında modern insanın her gün giydiği sosyal rollerin en radikal ve acımasız aynasıdır. Kitap bize aidiyet bağları kopmuş zihnin kendi hiçliğine çöküşünü, kendi otopsisini yaparmışçasına soğukkanlı bir şekilde ifade ediyor.
Sırf "normal" kabul edilmek adına içimizdeki özden, sahici parçalarımızdan ne kadar vazgeçtiğimizi ve kimseye itiraf edilemeyen suskun yalnızlığın sınırlarını bize gösterir. Kitap, okura ucuz bir umut ya da çıkış yolu vaat etmiyor bilakis tekinsiz boşlukta rol kapmadan durabilmenin ve düşerken bile en yalın haliyle insan kalabilmenin sarsıcı bir suç ortaklığını sunuyor.