·208 syf.····Okunma: 24 Haziran 2026 17:28 Bu romanlarda deniz sadece deniz değildir. Açlığın, yoksulluğun, inancın, öfkenin ve hayatta kalma inadının içinde dalgalandığı başka bir şeye dönüşür. Ahmet Büke’nin Deli İbram Divanı kitabını okurken bende en çok bu his kaldı. Ege’nin kıyısında geçen, balıkçıların, yunusların, yoksulluğun ve delilik diye kenara itilen insanların dünyasını anlatan bu roman, kısa olmasına rağmen oldukça dolu bir metin.
Ahmet Büke’nin öykücülüğünden gelen güçlü bir anlatı damarı var. Bunu romanda da hissettiriyor. Dil yer yer masalsı, yer yer sert, yer yer de eski bir deniz hikâyesi dinliyormuşsunuz gibi akıyor. Denizcilik terimleri, Ege havası, yunus avı, balıkçılar, dalyanlar, yoksulluk, açlık ve doğayla kurulan o mecburi ilişki romanın atmosferini iyice güçlendiriyor. Okurken zaman zaman Halikarnas Balıkçısı’nı hatırlatan bir hava sezdim; ama Büke’nin dili daha politik, daha sınıfsal ve daha içten bir yerden ilerliyor.
Romanın en güçlü taraflarından biri bence “delilik” kavramına yaklaşımı. Deli İbram sadece aklını yitirmiş biri gibi okunmamalı. Bazen toplumun deli dediği kişi, aslında herkesin sustuğu yerde itiraz eden kişidir. Yerleşik düzene, haksızlığa, açlığa, devletin ve güçlülerin dayattığı kurallara karşı kendi bildiği yerden direnen bir karakter var karşımızda. Bu yüzden romandaki delilik bana bir eksiklikten çok, başka türlü bakabilme hâli gibi geldi.
Yunus avı meselesi de kitabın vicdan tarafını taşıyor. Halkın kutsal gördüğü, neredeyse masalsı bir anlam yüklediği yunusların devlet teşvikiyle avlanması romanda sadece tarihsel bir bilgi olarak durmuyor; insanın doğayla, inançla ve geçim derdiyle kurduğu çelişkili ilişkiyi de gösteriyor. Açlık bazen insanı kutsal bildiği şeye bile el uzatmak zorunda bırakıyor. Büke’nin romanı en çok burada güçleniyor bence: Kimseyi kolayca yargılamadan, yoksulluğun insanı nasıl köşeye sıkıştırdığını gösteriyor.
Leyla karakteri de romanın sessiz ama önemli taraflarından biri. Bazı karakterler çok bağırmadan, çok görünmeden metnin duygusunu taşır ya; Leyla biraz öyle duruyor. Hikâyenin içinde sadece bir yan karakter gibi değil, duyulmak isteyen ama sesi çoğu zaman geride bırakılan insanların temsilcisi gibi yer alıyor. Bu da romanın erkeklerin, balıkçıların ve geçim kavgasının arasında kadın sesini tamamen kaybetmemesini sağlıyor.
Elbette kitabın tartışılabilecek tarafları da var. Çok katmanlı yapısı bazı yerlerde okura yoğun gelebilir. Finali herkes için aynı ölçüde tatmin edici olmayabilir. Bazı yan karakterlerin biraz daha açılmasını da isterdim açıkçası. Ama bütün bunlara rağmen Deli İbram Divanı, yalnızca bir balıkçı hikâyesi değil; zayıf insanların ayakta kalma çabası, doğayla ve düzenle hesaplaşması, umudun bazen öfkeyle birlikte yaşaması üzerine güçlü bir roman.
Ahmet Büke’nin dili, araştırma emeği ve Ege’nin sert ama büyülü atmosferi birleşince ortaya kısa ama kolay unutulmayacak bir metin çıkmış. Deniz kokan, yoksulluğu romantikleştirmeden anlatan, deliliğe başka bir gözle bakan ve insanın yaşam inadını hissettiren romanları sevenlere iyi geleceğini düşünüyorum.
Okuyanlara keyifli okumalar.