·352 syf.····Okunma: 25 Haziran 2026 12:06 Söze nasıl başlasam bilemiyorum. Bu kitap hem akıcıydı, hem zorlayıcı. Hem güzeldi, hem rahatsız edici. Hem farklıydı, hem birbirine benzer cümleleri ile aynı.
(Spoiler içerebilir)
En baştan başlamam gerekirse kitap kahramanımız İbrahim, bir sabah işe gitmek için hazırlanır ve evinden çıkar. Ama apartmanın bahçe kapısına geldiğinde dışarı çıkmak istese de çıkamaz. Çeşitli yollar dener, apartmanın içinden bodruma iner bodrumda kaybolur, şehre çıkar, şehir bildiği yaşadığı şehir değildir. Otobüs durağına gider, durakta tek bir canlı yoktur. Önceleri acıkıp susamaya devam etse de kitap ilerledikçe çöllere düşer, kuyuya batar, kuleye tırmanır, merdivenle birlikte sonsuz bir uçurumdan iner, bir sürü farklı insanla karşılaşır, kütüphaneye düşer, kendi kitabını arar, buldum sanır, evlenir, çocuğu olur, aşık olduğu kızı bulur,
zamanla açlık ve susuzluk hissi kaybolur gider. Meğer İbrahim ölmüştür de kendini aramaya çıkmıştır bu yola.
Kitabın konusu oldukça ilginç, bu nedenle merakla okuyorsunuz ancak içinde yer alan tasavvufi, felsefi ve bazen de aynı cümlelerin farklı soru cümleleri ile sorulmasıyla ilerleyen paragraflar kafanızı karıştırıyor. Aslında yazar kitap içerisinde Olric seslendirmesi ile Oğuz Atay’a da atıfta bulunuyor ve bence sevgili Oğuz Atay’ımızın başarıyla yarattığı kafa karışıklığından esinlenmiş. Ancak bu beni biraz yordu açıkcası. Fikri ve hikayeyi çok beğensem de bazen kitabı okurken sıkıldım, beynim yandı. Herkesin okuyabileceği bir kitap olduğunu düşünmüyorum, zira farklı yaşlarda okunduğunda bile farklı hisler yaratabilir bu kitap.
Gerçekten sakin bir dönemde, berrak bir zihinle okursanız keyif alacağınızı düşünüyorum.