Bu seri, dünya inşası konusunda Rothfuss'la yarışacak seviyede. Camorr şehri o kadar detaylı ve canlı ki, Venedik'le Londra'nın suç dolu bir evliliği gibi. Kanal sokakları, altın kubbeli sarayları, yeraltı mezarlıkları ve en önemlisi Bondsmagie büyü sistemiyle adeta nefes alan bir organizma. Lynch'in şehri anlatışı o kadar ustaca ki, sokaklarında kaybolmak istiyorsunuz.
Kurgu tasarımı ise tam bir dolandırıcılık şaheseri. Locke ve ekibinin soygun planları, geri dönüşlerle örülmüş kusursuz bir saat mekanizması gibi işliyor. Lynch, geçmiş ve şimdiki zaman arasında o kadar ustaca geçiş yapıyor ki, her bölüm yeni bir sır perdesi aralıyor. Karakter tasarımları efsane; Locke'un zekası, Jean'in sadakati ve ekibin arasındaki diyaloglar o kadar doğal ve eğlenceli ki, okurken kahkaha atıp bir sonraki sayfada içiniz sızlıyor.
Bu seriyi bizim at Patrick Rothfuss begendigi ve the doors of stone serisini beklerken okumustum. Ama bununda serisi harika. Ikk kitap biraz detayli gidiyor ama sonrasii...