Bugün size, okurken içimde fırtınalar koparan, sinir harbiyle başlayıp gözyaşlarıyla bitirdiğim çok sarsıcı bir hikayeden bahsetmek istiyorum. Kitap iki gün önce bitti ama kalbime oturan o ağırlık hâlâ geçmedi.
Merkezinde bir narsist koca profilinin olduğu, manipülasyonlarla örülü koskoca bir girdap bu aslında. Kitap boyunca bencil, empati yoksunu bir narsistle aynı evi paylaşmanın ne demek olduğunu iliklerimize kadar hissediyoruz. İnsan okurken ister istemez şu sorunun peşine düşüyor: Peki, bir narsist gerçekten iyileşebilir mi, kalbi insafa gelebilir mi? Psikolojide narsizmin şifası neredeyse imkansız görülürken, bu kitap bize çok başka bir pencere açıyor. Bilimin bittiği yerde maneviyatın devreye girmesiyle, o aşılmaz sanılan kibir duvarlarının nasıl çatlayabileceğine şahit oluyoruz.
Büyük umutlarla, severek ve isteyerek kurulan yuvalar... Sadberk ve Melal de böyle başlıyor yolculuğa. Ancak zamanla, dışarıya yansıtılmayan o kapalı kapıların arkasında, narsist eşlerinin bencil ve manipülatif dünyasında buluyorlar kendilerini.
Okurken o kadar empati yaptım, o kadınların çaresizliğini o kadar içimde hissettim ki anlatamam. Melal ve Sadberk’in evlatları için, onların huzurları adına yıllarca her şeyi alttan almaları, o sessizce sabredişleri yüreğimi dağladı. Üstelik mesele sadece eşleri de değil; her iki kadının da ruhunun derinliklerinde, kendi ailelerinden kalan ve bir türlü aşamadıkları o çocukluk yaraları var. Narsist kocalar tam da o zayıf noktalardan vuruyorlar. Satırları okurken o kadar sinirlerim bozuldu, o bencilce hallere o kadar hırslandım ki... İki kadını da oradan çekip çıkarıp sıkı sıkı kucaklayasım geldi.
Ama hayat, o en karanlık anlarda bile bir çıkış kapısı sunar ya hani; bu hikayede de öyle oluyor. Sadberk ve Melal, yollarını psikolog Kartal Bey ve hayatlarına şefkatle dokunan Güneş Hanım ile kesiştiriyor. Kartal Bey, sadece soğuk bilimsel kurallarla yaklaşmıyor bu yaralı ruhlara; işin içine muazzam bir tasavvufi derinlik katıyor. Bilimin ışığıyla tasavvufun o gönül gözünü öyle güzel harmanlıyor ki, o kör nefisler kırılmaya, düğümler çözülmeye başlıyor. Detay verip büyüsünü kaçırmak istemiyorum ama o manevi reçetelerin, bir insanın kalbini nasıl insafa getirebileceğini, bir eşin nasıl şifalanıp adeta bir iyilik gönüllüsüne dönüşebileceğini mucizevi bir şekilde izliyoruz.
Fakat hayatın içi nasıl hem neşe hem kederse, bu hikaye de öyle. Tam her şey iyileşiyor, ruhlar hafifliyor derken, Melal’in hikayesine düşen o ani ve derin sızı... Onun vedası içimde öyle bir yara açtı ki, sadece gözlerim dolmadı; hıçkırıklara boğularak, hüngür hüngür ağlayarak kapattım kitabın kapağını.
Gerçek bir hayat hikayesinden alındığını bilmek o ağırlığı iki katına çıkardı. Bilmediğimiz, görmediğimiz, sesini duymadığımız nerelerde, şu an tam olarak bu acıları çeken, bu görünmez duvarlara çarpan kaç yüzlerce kadın var?
İşte bu gerçeklik duygusu insanın içine koca bir taş gibi oturuyor. Su gibi akan diliyle beni derinden sarsan bu kitap, yazarla ilk tanışmamdı ama kesinlikle son olmayacak. Diğer kitaplarını da çoktan listeme ekledim bile.
Funda Uçuk ErKocam Bir Narsist