Puan vermedi·256 syf.··Beğendi
· Kendi Yaralarından Çiçek Açanlara
Engin,üniversiteye başladığı yıl yazı geçirmek için Cundaya gider.Orada eski bir tekneyi onarırken yan teknede kalan huysuz bir kaptanın kızı ve torunu küçük Mavisu ile tanışır. Mavisu etrafa neşe saçarken bir sabah annesiyle aniden ortadan kaybolur.Aradan 28 yıl geçer. Engin artık doktordur ama mutsuz bir evliliğin içindedir.
Diğer yanda Serap modern hayatın koşturmacasından yorulmuş,çocukluk travmalarıyla baş etmeye çalışan bir bankacıdır.Kendini toparlayabilmek için bir psikoloğa gider.Toplumun dayattığı mükemmel insan maskesinden çok yorulan serap "Beni dengeli,mutlu,kendine güvenen ve muhteşem bir insana dönüştürmeniz" istiyorum der.Aslında Engin ve Serap, kendilerine iyi gelmediğini bilseler de sırf orada birbirlerini görebilmek için kliniğe gitmeye devam eder.
Bir gece Serapın kapısını üst komşusunun kızı küçük Hayal çalar.Annesi Jale acil bir iş için şehir dışına çıkmıştır. Bir günlük diye başlayan bu misafirlik uzar ve Engin, Serap ile Jale’nin yolları Hayal sayesinde yolları kesişir.
Başta bağlantıları kurmak kolay olmuyor ama sayfalar ilerledikçe psikolog Hakan pek sevilecek biri olmasa da tüm düğümleri çözüyor. Jale’nin gerçek kimliği ve asıl adı ortaya çıkınca her şey yerini buluyor.İlk başta Hayale davranışından dolayı Jaleye kızıp bir annenin bunu nasıl yapabileceğini eleştirsemde geçmişini öğrendikçe ona çok üzüldüm.İnsanların kötü oldukları için değil, çocukken çok fazla yara aldıkları için yanlış kararlar verebildiğini anladım.Tıpkı kışın toprağın altında saklanıp güneşi görünce açan narin anemon çiçekleri gibi,karakterler de ayıp denilerek üzeri örtülen aile sırlarıyla ve çocukluk yaralarıyla yüzleşmek zorunda kalıyor. Kitap toplum olarak üstünü kapattığımız ne varsa çok yalın bir şekilde yüzümüze vuruyor. Bu okuma benim için İnsanın kendi iç dünyasına bakmasını sağlayan hüzünlü bir yolculuktu.