şunu fark ettim ki gerçekten çok sevdiğim kitaplar hakkında ne düşündüğümü hiç bilmiyorum. Valeria sayfalar boyu birçok kişi oluyor, ya da belki de hiçkimse olmuyor. Yeri geliyor başka birinin gördüğü hayalete dönüşüyor, yüzlerce kez ölüyor, saksı-hırsızlığı yapıyor ve-benzeri onlarcası herhangi köksüz hayatları oynuyor. Kitap boyu edebiyatla, kendisiyle ve yaşamla ilgili atıp tutuyor, kendi yazdıklarıyla dalga geçer gibi bir havası var her sayfada. Okuduğunuz hiçbir sayfadan hiçbir şey anlamıyorsunuz, bu kitapta karakterler, yer ve mekanlar, kurmaca gerçeklikler yok. Gerçekliğin aklınıza dahi gelmeyecek boyutlarında sizi sayfalarca gezdiriyor ve sayfayı her çevirdiğinizde hiçbir şey anlamamanın ama hissetmiş olmanın tortusuyla seviyorsunuz Kalabalıkta Yüzler'i. İçimden bir ses diyor ki, modern çağda yazarlık ancak böyle bir yazınla mümkün olabilir. Zamanın, mekanın, karakterlerlerin asırlardır işlenip tekrar noktasına geldiği edebiyat dünyasında; böyle zırdeli romanlar insanlara edebiyatın hala başımıza gelmiş en güzel şeylerden biri olduğunun kanıtını gösteriyor