Sevdim de sevmedim.
Bu ne demek mi ? Bazı yerlerini sevsem de sevmediğim eksik bulduğum yönleri olan bir kitap. Gelin açıklayayım.
Üç ana karakter üzerinden ilerleyen bir olay örgüsü. Faruk, Rezan ve Tevfik üçlüsü. Bu üçlünün kitap içerisinde her bölümde ayrı ayrı başlıkları var. Bu başlıklar altında o karakterin gelişen olay üzerindeki etkisini okuyoruz. Okumayı kolaylaştırma konusunda bu başlıkların önemi büyük.
Kitabın konusuna bakarsak Hükümenoğlu bizi Cumhuriyetin ilk yıllarına taşıyor. O zamanların Taksim’inde, Karaköy’ünde veya Bebek taraflarında gezinirken o dönemin lügatlarına da bolca denk gelmek hoş hissettiriyor. Tasvirlemeler de hayli başarılı. Fakat kimi yerlerde gereksizdi sanki bu cümle dediğim yerler de olmadı değil.
Faruk, Devlet Misafir Ağırlama Ofisinde ayakçılık yapan bir çalışan. Avrupa’dan gelecek olan Nicholas Delvin’i ağırlamak onun görevi. Delvin’in ülkemize gelişi kitabın başında net olarak bilinmiyor olsa da artık sonlara doğru gelişindeki art niyet gün yüzüne çıkmaya başlıyor. Bu yabancı misafir kaynaklı karmaşık olayların içine Faruk’un eşi Rezan da karışırken arka planda Faruk’un ağabeyi Tevfik de yüzünü gösteriyor.
Olay örgüsü başlarda hızlı akarken sonlara doğru saçma tesadüflerin karıştığı bir bulamaça dönüyor. Bir anda oluşan tesadüfler ardında kocaman boşluklar da bırakıyor. Az daha derinleşebilecek çok noktası var. Konunun ana noktası deseniz bence saçma. Ama Hükümenoğlu bu noktadan bir olay örgüsü çıkarabilmiş.
Ezcümle, Hükümenoğlu’nun son iki romanından eski kitaplarından aldığım tadı alamadığımı üzülerek tekrar ederek konuyu burada kapatıyorum.