Puan vermedi·64 syf.··Beğendi
· Hayat bazen tek bir soruya sıkışır.
Gitmek mi daha zor, kalmak mı?
@sibel.dulger in #yokuştakiev kitabı, bu soruyu dokuz ayrı kadının hayatına dokunarak zihnimin en sessiz köşesine bıraktı.
Her öyküde başka bir kadının sessiz çığlığı vardı. Bazen ihmal edilmiş bir evliliğin ardından anneannenin ocağına sığınan bir kadın,
bazen bir inci küpeyle kendi esaretini fark eden biri,
bazen de rutubet kokan bir evde kitaplarına sarılarak hayata tutunan bir başka kadın…
Hepsi farklıydı ama hepsinde aynı duygu vardı, ait olmadığın yerde kalmanın ağırlığı.
Meryem: Babasının iftirayla kararan kaderi, kızının kalbine bıraktığı hüzünlü bir beste… “Gole Meryem” hitabı içime işledi.
İnci Küpe: Ev uyumlu görünse de aslında bir esaret. Küçük bir eşya, büyük bir uyanışa dönüşüyor.
Yokuştaki Ev: Maddi imkânsızlıkların ve bencil bir eşin gölgesinde, kitapların tek kaçış bileti oluşu. Tolstoy, Woolf, Zweig… Kadının dostları, yol arkadaşları.
Her sayfa başka bir iç hesaplaşma, her satır başka bir yara. Ama aynı zamanda bir umut da var, kadınlar ne kadar hüzünlü olursa olsun, küllerinden yeniden doğmayı biliyorlar. Tıpkı bir Anka kuşu gibi.
Bu kitap bana şunu fısıldadı. ''Bazen gitmek cesarettir. Bazen kalmak direniştir. Ama en zoru, hangisinin seni daha az kıracağını bilememektir.''
Yokuştaki Ev, kısa ama etkisi uzun süren bir kitap oldu benim için. İçimde yankı bırakan öykülerle, hem kadınların görünmez yüklerini gördüm hem de kendi iç sesime kulak verdim.
Eğer kalbe dokunan, düşündüren ve bitince bile zihinde yaşamaya devam eden öyküler arıyorsanız, bu kitap tam da o yolculuğun davetiyesi.