10/10
·136 syf.··
Beğendi
·
2018 9. kitabı
·
7 saatte okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2018 06:18
Peyami Safa diyorki; insan üzülme sanatını bilmeli. Çoğundan kaçınmalı, azındaki o gerçekleri görmeyi, hareket etmesini sağlayacak şifayı bulmalı. Ama bir insan, dermanı olmayan bir hastalığa yakalanmışsa, üzülme sanatı onun için ne ifade eder ki? Öleceği kesinse eğer... İşte bu kitabı okuyunca bir nevi bu satırlara karşılık buldum. Yaklaşık 6 hafta içinde, önüne götürüleceğiniz bir giyotin, bedeninizi başsız yapacak. Ne yapabilirsiniz? Sizi tuttukları 4 duvar arasında kağıtlara bir şey aktarmak isteseniz ne aktarabilirsiniz? Ayrıca giyotin uygulamasının Fransız devriminde Joseph-Ignace Guillotin adında bir doktor tarafından icat edildiğini öğreniyoruz kitapta. Görüldüğü üzere de "giyotin", üreticisinin soyadını almış. Giyotinle infaz sahnesi aklınızda canlandırın desem, kurban dışında olayı dehşet dolu gözlerle evlerinin camlarından, kuytu köşelerden izleyen bir halk mı geliyor? Hayır öyle değil, giyotinle infaz bir toplumsal olay, bir... bir ŞENLİK. Şiirler okunuyor, şarkılar söyleniyor. Üstelik çocuklar da bu uygulamanın büyük takipçisi. Durum öyle bir vaziyeye gelmiş ki -kitapta bahsedilmese bile- OYUNCAK GİYOTİNLER üretilmiş. Şakacıktan kendilerini, gerçek olarak da sokakta buldukları fareleri idam etmeye başlayınca üretimi yasaklanmış. Aman efendim ne gereği vardı, kalsaydı işte! Üzücü olan bir diğer kısım, ışık hücreye, mahkeme salonuna belki de mahkûmun şimdiye kadar hiç görmediği şekilde vuruyor. Çiçeklerin yapraklarının rengi hiç olmadığı kadar güzel, dışarıdaki yazarın tabiriyle "çiçeklerin gülüşmeleri".... Bütün her şey ölüme yaklaştıkca, ayrı bir kontrast, ayrı bir renk kazanıyor sanki. Şimdiye kadar içinde bulunduğu rutin hayatın o can sıkıcı tüm devreleri bir anda ne kadar anlamlı geliyor insana! Filmlerde, dizilerde görmüşsünüzdür. Tekneler limanlarda halatlı şekilde beklemektedirler. İnsan da böyledir zannımca. Sonsuzluk denizine yol almadan önce, onu Hayat Rıhtımı'na bağlayan, onu ayakta, sabit, dimdik yapan şeyler vardır. Eş, dost, evlat... Kitapta geçen Mahkûm için sadece ve sadece "evlat halatı" önemlidir onun için. Ama gelin görün ki, kitabın sonlarına doğru bir sahne var lakin yürek parçalanmadan okumak elde değil: Mahkûm birden kendini içi geçmiş olarak bulur. Kızını getirdiklerini söylerler. İdamdan önceki gün... Kızını hıçkırıklara kabaran göğsüne bastırdığı zaman kızı ne diyor biliyor musunuz? "Canımı acıtıyorsunuz bayım." Ya evet, bayım dedi! Unutmuş sevgili dostlar, babasını unutmuş! Hayat Limanı'na sizi bağlayan tek ip, sizi unutmuş... Velhasıl kelâm okuyunuz, okutturunuz. İyi günler dilerim.
Bir İdam Mahkûmunun Son GünüVictor Hugo · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2026152,6bin okunma
··
15 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.