Gerçekten günlerce şu kitaba ne yazsam diye düşündüm. Bir ara aman boşver yazmayayım dedim sonra yazsam mı ya oldum ve en sonunda yazma girişiminde bulunuyorum şuan.

İlk defa bir kitap hakkında ne yazacağımı bilmiyorum çünkü yani normalde kitapları çok gömen birisi değilimdir, elimden geldiğince başkaları belki beğenebilir diye çok sevmesem de ağır şeyler yazmam ama yine de beni sinir eden sevmediğim noktaları veya sevdiğim noktaları yazarım ama bu kitap değişikti.

Hani insanlar der ya, itekleye itekleye okudum. Eskiden ben o duyguyu bilmezdim ama bu kitapla o duyguyu gerçekten tatmış oldum çünkü okuyabilmek için resmen kendimi ittim. Beş sayfa okuyup sıkıntıdan bunalırken baktım kitap gitmiyor, işte şu sayfaya gelmeden bırakamazsın gibi kendimi zorlaya zorlaya okudum.

Ancak bu kadar zorlanarak okumama rağmen kitaptan nefret de edemedim. Evet ettim ama etmedim. Yani tabii bu durumu kendim bile anlamazken nasıl anlatıcam bilmiyorum hiç fjdflfgj

İlk kitabı alma hikayemi anlatarak başlamak istiyorum ben ya. Şimdi ben, arkadaşımla Dr’daydım orada aylak aylak dolaşıp kitaplara bakıyorduk, daha doğrusu o buluşmaya geç gelmişti ben kitaplara bakıyordum sonra bu kitabı gördüm, arkasını okudum hoşuma gitti ama Dr’ı ve kitapların üzerlerinde yazan korkutucu rakamları biliyorsunuz. İşte internetten alırım diye geri yerine koydum.

Sonra kültür merkezine bir iş için gittim, aynı zamanda oranın kütüphanesine kayıtlıyım ve o kadar yokuş çıkmışken, okuyacak kitap da yokken bir bakınayım dedim ama kütüphanede de genel olarak bana hitap eden tüm kitapları okudum. Pek ümitli değildim. Ama oraya gidince elim boş çıkmak istemedim ve raflarda dolanırken bu kitabı gördüm ama kapağı farklıydı. Eski basım bir şey ve kapağın resmini koyuyorum şuraya. file:///C:/Users/User/Pictures/20180702_005205.jpg Allahım yani. Bana verseler daha iyi bir kapak yaparmışım…

Neyse. Ama ben aynı kitap olduğunu bilmeden, arkasında yazılanları hatırlamıyordum çünkü, sırf isimleri aynı diye alıp çıktım ve eve gelip baktığımda anladım ki, aynı kitap. Tabii sevindim ve okumaya başladım hemen.

Lennie Walker, 16, 17 veya 18 yaşında ablasını yeni kaybetmiş genç bir kız. Büyükannesi Gram ve dayısı Big ile yaşıyor. Hani Gram ve Big’in onun neyi olduğunu yazmak istedim çünkü kitabın sonlarına doğru bunu anca anladım ve çok sinir bozucuydu. Eklemek gerekirse ki bence hiç gerek yok, Lennie, asosyal ve pek konuşmayan bir tip. Her anı cehennem gibi geçiyor çünkü yemek yemek, gülmek, televizyon izlemek gibi böyle sıradan olan veya olmayan herhangi bir iş yaptığında aklına ablası geliyor ve:

‘’O bir daha bunların hiçbirini yapamayacak.’’

Mantrası zihnine yerleşiyor ve ağlamaya veya çığlık atmaya başlıyor. Bana kalırsa bu kitabı iğrençleştirmemiş birini kaybetmemizin verdiği o hissiyatı çok ama çok iyi anlatmıştı.

Kitabı benim için itikleme yoluna sürükleyen şey ise Lennie’nin aşk hayatıydı. Toby var. Toby, ablasının eski erkek arkadaşı. Eski, çünkü ablası öldü. Tahmin edebileceğiniz gibi Toby de çok üzgün ve Bailey hayattayken Toby ve Lennie çok yakın olmasalar da (çünkü Bailey güzel ve dikkat çeken kız kardeş. Lennie daha çok onun gölgesine sığınan, dikkat çekmeyen kız kardeş) Bailey öldükten sonra yakınlaşıyorlar çünkü bunun bir nedeni yok. Birbirlerini anladıklarını hissediyorlar ve Lennie’nin dediğine göre onu Toby’e sürükleyen ağıırrr bir çekim kuvveti var. Aynı şekilde Toby’ide ona.

Ama durun, aynı zamanda okula yeni gelen Fransız çocuk Joe var. Lennie başlarda onu sadece çekici buluyor, hoşlanmıyor ama siz ilişkilerinin neye döneceğini biliyorsunuz yani. Neyse sadece çekici bulmakta bir sorun yok diyorsunuz, olabilir böyle şeyler.

Ama daha sonra Lennie, Toby ile öpüşüyor. Tabii siz ‘yok artık. Kendinize gelin, napıyorsunuz? İnsan mısınız siz?’ triplerine gayet haklı bir şekilde giriyorsunuz. Sonra Lennie bunu en yakın arkadaşına anlatıyor ve birde yargılamamasını bekliyor. O zaman hiç anlatmayacaksın abi yani. Kız gayet haklı bir şekilde yargılıyor onu.

Yani tabii Lennie, Toby’e aşık değil. Hatta pişman falan oluyor ama onu görünce bir türlü o çekime karşı koyamıyor falan. Daha sonra Joe’ya aşık oluyor. Artık Toby’i bırak. Ama o bunu durduramıyor.

Aslında durdurmuştu ama Toby çok üzgün, her ikisi de pişman. Toby ağlıyor ve Lennie’nin aklına onu öpmekten başka bir şey gelmiyor, o sıra Joe bunları görüyor tabii. O sıra bunlar aşıklar, sevgililer birde.

İşte Lennie’nin sıvadığı yer burası.

Çooook pişman oluyor, ne yapacağını bilmiyor. Çünkü hayatında şu an hiçbir şey yolunda değil. Gramla da arası kötü. Ailesi diyebileceği insanları çok boşladı. Bencilce davrandı. Hala daha ne yapacağını bilmiyor.

Joe’nun onu affetmesi için çeşitli şeyler deniyor ve en son Gram’ın çiçeklerini kesip Joe’ya götürüyor. Hani normal bir şey gibi ama Gram için çiçekleri, yazar için kelimeler, ressam için boyalar neyse o. O derece seviyor çiçekleri ve tabii kırılma anı orası. Lennie’ye feci bağırıyor, bunlar biraz kavga ediyorlar ve Lennie hep yaptığı gibi kaçıyor ama sonra diyor, hayır. Kaçmayacağım.

Geri dönüyor ve hatalarıyla yüzleşiyor. Sadece kendi acı çekiyormuş gibi davrandığını görüyor.

Ve Gram’ı anlıyor.

Ve nihayet birlikte çay içebiliyorlar.

Ve sonra Lennie, viktorya döneminde bulabileceğiniz bir dildoniklikle Joe’ya bir mektup bırakıyor, ormandaki o harika yerlerine. Ve sonra Joe onu buluyor ve sonra durum tatlıya bağlanıyor.

Kitabın sonunda herkes bazı şeyleri aşmış ve mutlu.

Bu kitabı okumadan nereden gördüğümü hatırlamıyorum ama bir söz okumuştum.

“Ne okumak istiyorsanız onu yazın.”

Bu kitabı okurken hep bunu düşündüm. Kitap sıkıcıydı evet ama bu yazarın diliyle alakalıydı bence biraz da. Neyse işte, hep bunu düşündüm ve sanırım ben bunu okumak isterdim diye düşündüm. Çünkü Lennie biraz ‘kendine gel be’ tarzı cümleleri kendine çok söyletse de gerçekçi bir karakterdi. Tabii sürekli kendinize bu bir kitap, o da karakter diye hatırlatmadığınız sürece.

Yani evet teknik olarak Joe’yu aldatıyordu ama Toby’le sevgili olmadan çok öncesinde öpüşüyordu ve bu yanlıştı ama kitabın sonlarına doğru, o da Toby’le neden bu kadar çok öpüştüğüne dair mantıklı bir teori bulmuştu ve bu biraz da duygusal bir şeydi.

“O sırada bir şey fark etmiştim: Bailey de Toby'yi ve beni çok seviyordu; o ve ben neredeyse tüm kalbini işgal ediyorduk, belki de birlikte olarak yapmaya çalıştığımız buydu, belki de kalbini tekrar bir araya toplamak istiyorduk.”

Bu alıntıdan sonra Lennie’yi biraz anladım sanırım. Biraz çünkü her halükarda o ablasının erkek arkadaşıydı.

Ve birde şu ayrıntı hoşuma gitti.

Sarah onun en yakın arkadaşı ama o Lennie’yi yargıladı ama Gram, büyükannesi Lennie’yi yargılamak yerine, görünce şok olduğunu ama bu tür kayıplardan sonra bu tür şeylerin yaşanabileceğini söyleyip Lennie’yi teselli etti.

Aileniz cidden bambaşkadır her zaman.

Dili daha akıcı olsaydı sanırım bu kadar iteklemek zorunda kalmayacağım bir kitap olurmuş ama maalesef çektiğim eziyetleri göz ardı edemem. Bu yüzden sana puanım beş kitapçığım.

Dipnot: ne yazacağımı bilemiyordum en uzun incelememi yazdım sanırım klkfgvlfgd

Dipnot2: Kitabın en sevdiğim kısmını yazmayı unutmuşum resmen ya. Hemen söyleyeyim. Lennie’nin bulduğu her kağıda veya yazı yazılabilecek türde nesneye şiir karalaması ve onları oracıkta rüzgara teslim etmesi veya toprağa gömmesi. Kabul Lennie, çok derinsin.