İslami meşruiyet ve mevcudiyetin, ancak, kapitalist/seküler/liberal bir ulus-devlet düzeninin meşruiyet ve mevcudiyetinin izin verdiği ölçüde, tanımladığı ve konumlandırdığı ölçüde, folklorik-sembolik ya da kültürel meşruiyet sınırlarına mahkum edildiği bir ülkede, sanki, İslam’a yönellik hiçbir sınırlama, kısıtlama, dayatma ve mahkumiyet söz konusu değilmiş gibi davranarak, aziz İslam ve aziz Kur’an’ın bütün kavram ve kurumlarıyla çok bayağı, çok sorumsuz bir şekilde muhafazakar milliyetçi politik bir program ve projenin iktidarı için propaganda ve manipülasyon malzemesi yapılması, muhafazakar milliyetçiliğin başarısının İslam’ın zaferi gibi takdis ve tebcil edilmesi, ulus-devlet kutsalları adına ucuz propaganda diline dönüş, devletçi-milliyetçi iktidar için İslam’ın ve Kur’an’ın sömürgeleştirilmesi, bu süreç karşısında kendilerini İslam’a nisbet eden aydınların, alimlerin, akademisyenlerin, edebiyat adamlarının sessizliği, İslami aidiyetin, bağlılığın, sorumluluğun, bilincin, ciddiyetin, kişiliğin, dikkatin ve ahlakın bütünüyle bayağılaştığına ve kötürümleştiğine işaret eder.
|Atasoy Müftüoğlu|