Yazacaklarımla hevesini kırmak istemiyorum. Fakat ayaklarının da yere basması gerekiyor.
Yazar veya şair olmak öncelikle teorik birikim ister. Sonra da yetenek. Yeteneğini bilginle işlemen gerekir. Bilgisiz yetenek hiçbir işe yaramaz. Elmas bile işlenince değerli oluyor. Kurgu, diyalog, anlatıcı, yapı, yazım bilgisi, binlerce okunmuş kitap, binlerce tanınmış yazar... Bunlar olmadıktan sonra özgün ve kaliteli bir ürün ortaya koyman mucize olur. Koyduklarını da adı duyulmamış yayınevlerine para ödeyerek sınırlı sayıda bastırıp eşine dostuna dağıtırsın. Kitap bastırmak çok kolay. Önemli olan iyi bir yayınevinden bastırmayı başarmak ve okunmak.
Büyük yazarlar asla duvar yazısı üreterek büyük olmadı. İlk eserleri bile belli bir standardın üzerinde. En önemlisi de büyük yazarlar hep sınırlarını bilir, tevazu sahibidirler. Yazdıklarıyla öne çıkar, başka türlü destek aramazlar.
Senin çevrende seni teşvik eden, yazdıklarına bayılanlar olabilir. Onlar tarafsız gözle bakamayabilir. Dahası birikimleri bir eserdeki hataları fark etmeye yetmeyebilir. Bu konuda sana tavsiyem yazdıklarını dergilere göndermeye başlaman. Gerçekten iyi yazıyorsan yazıların yayınlanır. Yayınlanmazsa da seni "yazarım" diye ortalığa dökülüp de kendi kendine yazmakla sınırlı kalanlar arasına girmekten kurtarır.
Bir tavsiyem de yazarların yazma yöntemlerine dair okumalar yapman. Basamakları nasıl tırmandıklarına şahit olman.
Okumadan yazılmaz. Yaşın itibariyle yazar olmaya yetecek kadar çok okuman imkansız. Yazarların kütüphanelerine bir göz at. Bütün duvarlar kitaplıktır ve kitaplıkların gözleri de tıka basa istiflidir. Yani kırk fırın ekmek meselesi...