Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünya’sını George Orwell'in 1984-Bindokuzyüzseksendört'ünden çok sonra okuduğum ve daha çok, yakın-uzak dünyamızdaki örneklerini yaşamda kendi gözlerimle izlediğim ve tecrübe edindiğim için olsa gerek, çok etkileyici gelmedi bana. Oysa, Zamyatin'in Biz'i ve Koestler'in Gün Ortasında Karanlık'ı gibi yüzyılımızdaki ünlü kara-ütopya (dystopia) veya karşı-ütopya (anti utopia) romanlarından biri. Bu tür eserleri okumayı sevenler için güzel bir örnek olsa da, distopya türünü ilk defa deneyecekler için yer yer sıkıcı gelebilir.

Ancak hemen belirtmeliyim ki; sıkıcılık, bu tür eserlerin doğasında var sanırım. Pek naifçe olsa da; Belki de yazarları tarafından, eleştirdikleri konuların ne kadar kötü olduğunu göstermek için bile göz yumulmuş hatta bilerek tercih etmiş bile olabilir, denebilir..

Diğer yandan, her ne kadar tarihten ibretle bildiğimiz bir Galileo, bir Bruno ve sayıları çokça olan diğer Engizisyon mağdurları kadar olmasa bile neredeyse tüm ütopya ve distopya yazarları, çağlarındaki hem toplumlar hem de iktidarlar tarafından sevilmemişlerdir. Çünkü eleştirileri yaygın ve güçlü olanadır. Dolayısı ile, kendileri karşılarında olmasa bile, karşılarında günün toplumunu, günün yasalarını, günün bürokratları ve günün siyasilerini bulmuşlardır. Bu dünyanın ve gelişimin kaderi olsa gerek.

Daha detaylı bir incelemeye merak duyan okurlar, daha sonraki baskılarda kitabın sonuna Sonsöz olarak eklenen David Bradshaw’ın yazısını (1993) okuyabilirler, güzel olmuş. Ancak hemen belirteyim ki, bu değerlendirme yazısını okurken birkaç kez, “Benim okuduğum roman bu mu? Kaçırdığım yerler oldu galiba. Ya da benim okuduğum baskı ile bu değerlendirmesi yapılan roman baskısı farkı galiba” diye dediğim oldu. İşte o detaylı değerlendirme yazısı:
#32740543