Bundan seneler önce, yeni taşındığımız mahallemizdeki hânelerin sayısı 20-30 kadardı. Şimdiki gibi yüksek binalar da pek yoktu. Herkes birbirinden haberdâr olur, oturulup kalkılır, muhabbetler esirgenmezdi. Yeni birileri taşınsa hoşgeldine gidilir, tanışılır, kaynaşılırdı. Ya şimdi!

***

Bir kış günü, yeni evimizden ilkokula gitmek için, sabah yedideki otobüse binmek üzere evden çıktım. Durağa varır varmaz arkamda sakallı, 65-70 yaşlarında, dinç, yaşlı bir amca belirdi. "Esselâm-ü Aleyküm evladım" dedi. Ben de "Ve Aleyküm Selâm amca" dedim. Amca, kendini tanıttı. Aşağı sokaktaki evlerden birinde oturduğunu, komşumuz olduğunu söyledi. Kimin çocuğu olduğumu, ismimi, okulumu, kaça gittiğimi, kısaca öğrenmek istediği bütün soruları birbir bana yöneltti ve soruların cevaplarını sırayla tek tek verdim.

Bir süre muhabbet ettikten sonra otobüs geldi. Otobüse bindik, amca yol boyunca kendinin duyabileceği şekilde duâlar okudu, tesbihler çekti. Okula varmam yarım saat kadar sürdü. Amca da benden bir durak sonra ineceğini söylemişti. Ben inerken amca da inmek için hazırlık yapıyordu.

Ertesi gün, durağa yine erken gelmiştim. Birkaç dakika sonra o amca geldi. Selamlaştık, hâl hâtır sorduktan sonra "Boş boş beklemeyelim, otobüsün gelmesine daha var, gel iki durak geriye yürüyelim, spor da olmuş olur" dedi. Her gün bir iki durak artırıp geriye doğru yürüdük.

Bir müddet sonra evden daha erken çıkmaya başladık ve son durağa kadar yürüyüyorduk. Yürürken amca duâlar okuyor, tesbihler çekiyordu. Dediği gibi spor da oluyordu. Böylece kendini daha iyi hissediyordu.

Bir gün "Evlat" dedi. "Biliyor musun, bu otobüs duraklarının bir son durağı olduğu gibi insanın da bir son durağı var. İnsanın son durağı, otobüs durağı gibi değil, istesen de istemesen de son durağına varacaksın. Mühim olan son durağına gelirken tuttuğun yoldur. Yolun bazen pürüzsüz bazen de yolunda çakıl taşları, çukurlar olacak. Bu yol hem yokuşlu hem de inişli bir yol... Tökezleyip düşebilirsin de... Ama ne olursa olsun sabrederek yoluna devam edeceksin." dedi.

Bugün zil çaldı, kapıyı açtım, yine o amca. "Hadi gel, aşağı sokaktaki komşunun düğünü var, pilav yiyelim" dedi. Ben de "Peki amca, hemen hazırlanıp çıkıyorum" dedim.

Hazırlandım, çıktım. Yolda yürüyoruz amca sözüne devam etti: "Sıla-i Rahîm'in büyüğü akrabayı, konu komşuyu ziyaret etmek, davetlerine icabet etmektir. Özellikle bayramlarda, düğünlerde, hastalandıklarında ziyaretlerini aksatmamaya gayret göstermektir. Bir gönül alabiliyorsan ne mutlu sana! Sıla-i Rahîm'in küçüğü ise camiyi ziyaret etmek yani cemaatle beş vakit namaza imkanların dâhilinde tabi olmak, namazında, tesbihâtında ve duânda gönlünü Allâh'a bağlamaktır." dedi.

Bir iki dakika yürüdükten sonra düğüne katıldık. Düğün sahibi bizi görünce yüzü güldü, memnun oldu. Bize "Hoşgeldiniz, Allâh razî olsun." dedi. Pilavımızı yedik, karnımızı doyurduk. Öğle ezanı okunmaya yakın düğünden ayrılmak için ayaklandık. Düğün sahibi biz düğünden ayrılırken de "Ayağınıza sağlık, yolunuz açık olsun." dedi. Biz de "Allâh'a ısmarladık" dedikten sonra camiinin yolunu tuttuk.

Velhasılıkelâm, Allâh hiçkimseyi doğru yoldan ayırmasın. İstikâmetimiz ne ise vardığımız yer de orası olacak.

Selâmetle...