İlgili resim :
http://i.hizliresim.com/g6GR0O.jpg

KÖR YOLCU

-Merhaba Osman ismim, iyi yolculuklar.
-Merhaba Necip ben, size de.
-Memnun oldum Necip Bey, elim kolum falan çarparsa yanlışlıkla şimdiden özür dilerim, malum körüm ben gördüğünüz gibi kusuruma bakmayın ne olur.
-Estağfurullah olur mu öyle şey ne kusuru, çok naziksiniz, kendimi şanslı hissettim yanınıza düşmekle.
-Teşekkür ederim Necip Bey, beyefendi insanların hali başka oluyor. Ne yazık ki çok kaba insanlarla karşılaşıyorum ve inanır mısınız körlüğüme değil de bu davranışlara üzülüyorum.
-Lütfen rahat olun, şey , aslında kitap okuyacaktım ama sizin için de uygunsa sohbet etmeyi tercih ederim. Çok yakın hissettim kendimi size, sanki önceden tanışmışız gibi garip.
-Öyle olur bazen, hisler karşılıklı. Şimdi tanışmış olduk işte, geçmiş bir muammadır zaten.
-Doğru dediniz, hep şu an var aslında sadece yaşadığımız.
-Okumayı seviyorsunuz belli, ben de çok okurum , aslında gözlerim görüyorken daha çok okurdum. Bizim için özel kitaplar var malum bilirsiniz ama nerede o eski tat yok maalesef..
-Anlıyorum.
-Sizinle kitaplardan veya başkaca hayata dair meselelerden konuşabiliriz ama dürüst olacağım, en çok nasıl bu hale geldiğimi merak ediyor olmalısınız, bu yüzden sanırım anlatmalıyım size başımdan geçenleri.
-Aslında yalan değil evet merak ettim, tabi sizi yormak ve üzmek istemem.
-Yok sorun değil, içimden geldi benim de anlatmak, dostça bir iç dökmeyi kim istemez ki? Bir de lütfen ismimle hitap et Necip.
-Peki Osman.
-Güzel, böyle daha iyi. Bu arada hemen yan tarafımızdan hoş bir koku geliyor bir parfüm, esmer bir hanım var değil mi orada, elinde de bir kitap olmalı muhakkak?
-Evet nasıl bildin?
-Biz körlerin hisleri kuvvetli olur bilmez misin :) “Kadın Kokusu” filmini de izlemiştim gözlerim açıktı o zaman, bilirsin Al Pacino oynuyor. Yanındaki koltukta da genç bir adam var , demin muavinle tartıştı biraz,anladığım kadarıyla hukukçu. Cam kenarında oturduğuna göre hayalperest biri olabilir, muhtemelen o da okuyor bir şeyler, bilimkurgu olabilir.

-Osman bunu da bildin şaşkınım şu anda.

-Şaşıracak bir şey yok, sadece bir tahmindi işte. Ne anlatacaktım ben, hikayemi değil mi? Biliyor musun eskiden ben de hep cam kenarında otururdum ama işte bir anlamı kalmayınca özellikle koridor seçiyorum, hem çay kahve servisi için de pratik oluyor işim kolaylaşıyor. Hazırsan başlıyorum, sen istedin bunu.

-Lütfen, dinliyorum.

Bundan yaklaşık 5 yıl kadar önceydi Necip. Aralık ayıydı, serin bir gündü hatırlıyorum ama benim içim yanıyordu. Birisi vardı işte özel biri , çok sevmiştim yani , şimdi düşünüyorum da bana mı öyle gelmişti. Aşkın gözü kördür derler ya klişe işte ama bana ne kadar uygun gördüğün gibi :)

Neyse, o gün son defa buluştuk. Tabi son olduğunu bilmiyordum ben, meğer kafaya koymuş ayrılmayı ama açıkça da bir şey demiyor, hissediyorum ama konduramıyorum, bilirsin işte insan böyle ihtimalleri aklına bile getirmek istemez. Ertesi gün bir mesaj geldi telefonuma, “ ben artık istemiyorum, yurt dışına gidiyorum, kendine iyi bak” diye. Delirdim tabi. Telefonunu kapatmış ulaşılamıyor. Aylardır hazırlık yapıyormuş meğer, evine gittim kapı duvar. Neyse yakın arkadaşı vardı bir tane ona ulaştım ve o sabah uçağa bindiğini öğrendim. Master için İsviçre’ye gitmiş iyi mi? Bu gizli plana mı yanayım, bir kere oturup konuşamayışımıza mı, aldanışıma mı, lanet olsun dedim..

Unutmaya çalışıyorum ama olmuyor her gün aklımda ne etsem bilemedim, geceleri dışarı atıyorum kendimi , abuk sabuk yerlerinde dolaşıyorum şehrin, bu ben miyim diyorum kendi kendime ,dağıttım hem de nasıl. Birkaç ay sonra işi de bıraktım, güzel de işim vardı. Sonra para suyunu çekti, yeniden iş bulmak da zor oldu, hep de az kazançlı basit işler. Baktım olacak gibi değil. Bir gün bir ilan gördüm internette, tuhaf ama bol kazanç falan diyor ticaret diyor, aradım. Gittim görüşmeye, bodrum kat garip bir yer, laboratuvar gibi ama ne bileyim tam anlayamadım da, maskeli çalışanlar falan. Neyse oturduk bekliyoruz, takım elbiseli bir adam geldi kırk yaşlarında. Pat pat konuştu, böyleyken böyle , sağlık sektöründeki firmamız için denekler arıyoruz diye, maaş da 8 bin tl, düşün kaç sene öncenin parasıyla bir de. Hiçbir şey sormadan kabul ettim, zaten bitik durumdayım moral sıfır. Bir kağıt imzalattılar bana, okuyun isterseniz falan dediler, şöyle bir baktım göz ucuyla, imzaladım.

Başladık işe, gidiyoruz sabahtan akşama kadar oturuyoruz, günde 5 kere belli aralıklarla çeşitli renkli haplardan veriyorlar yutuyoruz, sonra kan alıyorlar falan filan. Yasal bir şey zannediyorum, hoş dünya umrumda değil o zamanlar, hiçbir şeyi salladığım yok ki. İşe başladığım gün demişlerdi, ilaçların bazı yan etkileri olabilir, kaşıntı falan yapabilir vücudunuzda kızarıklık falan olabilir. Olsun lan dedim ne olacaksa olsun. Hakikaten dedikleri gibi oldu ama çok da rahatsız etmiyor, arada ufak tefek sırtımda ve bacaklarımda kızarıklık ve kaşıntı oluyor. Neyse 1 sene falan böyle devam etti. Bir gün işteyim yine akşam 8 gibi bırakıyorlar normalde, bu gece kalmanız gerekiyor değişik bir test var dediler. İyi dedim neyse ne. Gece 2’ye kadar saat başı yeşil bir hap verdiler üçer üçer yuttum. Sızmışım sonra, sabah bir uyandım ki her yer karanlık. Kör olmuşum.

Bağırıp çağırıyorum da ne fayda 5-10 dakika yırttım kendimi karşımda kimse yok göremiyorum ki.. Birileri geldi sonra yanıma,bayılttılar beni bir uyandım ki evimin kapısındayım, tek yaşıyorum o zaman. Sağ olsun komşular eve taşıdılar. Sonra hukuk mücadelesi falan ama yok faydasız , adamlar zaten kayıt dışı, benim olaydan sonra sırra kadem basmışlar, bir şey çıkmadı yani. Neyse iyi para veriyorlardı ya hani hayatımıza karşılık, oradan birikenle bir süre idare ettim. Dersimi de aldım, beterin beterini gördüm. Yine de o kızın gidişi kadar koymadı bütün bunlar biliyor musun, inanmazsın belki de. Kötüler zaten kötü, insan ummadığı yerden gelene üzülüyor kahroluyor.

Sonra eski sıradan hayatıma döndüm, tabi bir farkla ,artık kördüm. Doktor doktor gezdim, nafile tabi bir faydası olmadı. Kabullendim sonuçta, böyle yaşamayı öğrendim. İyi kötü bir iş buldum çalışmaya başladım, kendi halinde biriydim zaten terk edilmeden önce işte. O hayata geri döndüm, boş verdim her şeye, şu vaziyetimi de takmıyorum yani. Kitap okurum genellikle fırsat buldukça. Ailem,arkadaşlar, akrabalar falan şaşırırlar beni gördükçe, oğlum bu ne sabır evliya mısın sen derler. Olan olmuş artık kendimi eve kapatıp depresyonda mı geçireyim kalan ömrümü? Yaşayıp gidiyoruz işte böyle. Necip kardeşim senin gibi dostlarla tanışıyorum mesela, hem biliyor musun her şeye rağmen böyle güzellikler beni ayakta tutuyor. Başını ağrıttım kusura bakma ne olur.

-Abi sen ne yaptın ya mahfettin beni farkında mısın? Seni bırakmam artık ben, kabul edersen eğer her zaman görüşürüz bundan sonra ,dertleşiriz sohbet ederiz, aynı şehirdeyiz zaten.

-Tabi ki görüşürüz neden olmasın. Kadıköy’e doğru giderim bazen, oraların havası iyi geliyor. Bir kafe var orada, “okkalı kahve” oraya takılırım bazen, kahvesi güzeldir. Belki orada görüşürüz ne dersin?

-Görüşürüz tabi. Peki sen şimdi nereye ne için gidiyorsun onu sormayı unuttum.

-Ben mi , şey, hiçbir yere aslında, ben sadece senin gibi yol arkadaşları arıyorum yolculuklarda, böyle içimi dökmek için. Bugün şanslıydım senin yanına düştüm, çok kıymetli bir insansın sen Necip, tekrar teşekkürler minnettarım sana.