·248 syf.··Beğendi
···Okunma: 27 Ağustos 2018 15:05 Sonunda arayışlarım sonuç verdi ve çok uzun zamandır aradığım kitaba ulaştım. Gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki; acayip güzel hissettiriyor. Bu kadar uzun süre bekleyip hiç beklemediğiniz bir anda istediğiniz bir kitaba ulaşmak elinizi ayağınızı birbirine dolandırabilir. En azından bende öyle oldu. Kitaba ulaşma sürecim de biraz fazla garipti. Bookmate adlı bir siteye denk geldim. Biraz araştırma yaptım ve İngiltere'de kurulmuş bu sitede baskısı olmayan ve dilimize çevrilmemiş birçok kitaba ulaşılabileceğini öğrendim. Elbette ilk yaptığım Clive Barker kitaplarını aratmak oldu. Ve işte oradaydı: Mister B. Gone. Sadece o da değil; Abarat'ın ikinci ve üçüncü kitabı, Coldheart Canyon, The Hellbound Heart, Imajica ve niceleri. Gözüm döndü elbette. Normalde aylık kırk liraya yakın bir ücreti olan site, üç aylık toplam dokuz lira şeklinde bir de kampanya yapmış. Tam son günlerinde de ben yakaladım. Yazının burasında çok hevesliyseniz ve hemen pdf'ten bastırıp okumak istiyorsanız (benim gibi siz de elektronik ortamdan okuyamıyorsanız bu yolu tercih edeceksiniz diye düşünüyorum) sizi orada durdurmak zorundayım. Bookmate kendi pdf okuyucusundan başka bir yerde okutmuyor ve oradan da çıktı almak imkansız. Üzüldüm, sinirlendim fakat bu beni durdurmadı. Sayfaları tek tek geçerek her birinin ekran görüntüsünü aldım ve bunları düzenleyerek bir kırtasiyede yaptım. Ve hayır, deli değilim.
Mister B. Gone bu zamana kadar okuduğum en "gerçek" kitap olabilir. Akla gelmeyecek olayları konu alan böyle bir kitap için neden "en gerçek" dediğimi elbette merak edeceksiniz. Mister B. Gone, mahallenizin dostu (Merhaba Spider Man hayranları) iblis Jakabok Botch'un ağzından yazılmış son derece samimi bir anı defteri. Fazlasıyla samimi ve fazlasıyla çarpıcı. Şunu söyleyebilirim ki sadece bir gece lambası eşliğinde okuyorsanız ve ortamda net bir sessizlik varsa, Jakabok'un nefesini hissetmeniz bile mümkün. Bu yüzden Mister B. Gone, benim okuduğum en samimi aynı zamanda en ürkütücü romanlardan biri. O kadar kuvvetli bir dili var ki, etkisine kapıldığınız andan itibaren kapıldığınız dalgadan kurtulmak imkansız. Birinci ağızdan anlatımlara çok denk geliyoruz. Belki de en çok kullanılan anlatım çeşidi. Fakat, böylesini görmediğimi burada itiraf edebilirim. Çünkü bahsettiğimiz roman, Jakabok Botch tarafından yazılmış ve çağlar boyunca sürüklenmiş bir eser değil. Jakabok Botch (kısaca Mister B. olarak anılıyor) burada, sayfalarda bizimle birlikte ve biz onun anılarını okurken satır aralarından bizi izliyor. Onun dehşet verici anılarını okurken bize ne kadar yakın olduğunu her defasında hatırlatıyor.
Mister B. anılarını anlattığı bölümler haricinde bizimle direkt olarak konuşuyor. Evet, kitap tamamen birinci ağızdan anlatım üzerine kurulu, fakat bu bahsettiğim kısımlarda Mister B. bize sinirleniyor, bizimle arkadaşlık kuruyor, bizi tehdit ediyor ve dengesiz duygu durumu ile sayfaları çevirirken her an diken üstünde durmamıza neden oluyor. Onun bizden istediği tek bir şey var: Kibriti çakıp bu kitabı ateşe vermemiz. Evet, tam olarak bu. Bunu anılarının arasında defalarca dile getiriyor ve bizimle kitabı yok edip onun acısına son vermemiz için bize yalvarıyor. Sadece yalvarmıyor elbette, öldürmekle de tehdit ediyor. Mister B. Gone, belki de denk geldiğim en çarpıcı açılış cümlesine sahip: "Burn this book!"
Normalde bir kitabın konusu hakkında bu kadar konuşmam. Ama emin olun hepsi bu değil, bunlar sadece bilmeniz gereken ana hatlar. Ürkütücü anılar ve akla mantığa sığmayacak vahşete tanık olmak için sizin de Jakabok'un sohbetine katılmanız gerekecek. Bunu yapmanız için çok uğraşmanıza gerek yok, giriş cümlesinden itibaren kendinizi kitabın içinde buluyorsunuz. Bu zamana kadar okuduğunuz sürükleyici kitapların çoğundan, belki de hepsinden daha sürükleyici bir macera bekliyor olacak sizi.
Son zamanlarda okuduğum en yaratıcı eser olan Mister B. Gone, aynı zamanda kesinlikle Clive Barker'ın da en iyi işlerinden biri. Romanının başından sizi nasıl kıskıvrak yakaladıysa devamını da aynı şekilde getiriyor. Kitap bölümlere bölünmemiş, bunun yerine sözü geçen anı sona ulaşınca Mister B. yine bize dönüyor ve direkt olarak gözlerimizin içine bakarak birkaç laf ediyor. Onun sohbetine alışıyorsunuz, hatta onu samimi buluyorsunuz. Ama yine de ondan ürkmeden edemiyorsunuz. Evet, Mister B.'ye sempati duyacaksınız. Aynı zamanda gerçek kötülükleri de göreceksiniz. O her zaman kendisinin ve kendi türünün kötülüklerin başı olduğunu savunuyor. Ama aynı zamanda karşılaştığı kötü insanlardan bahsederken, yaşayan en tehlikeli varlıkların yine insanlar olduğunu anlıyorsunuz.
Mister B. Gone, okurken bizi ürküten, kara mizahı ile iliklerimize kadar işleyen, dikkatli okuyanlar için yazarın kendinden kattığı sürprizleri yakalama imkanı sunan; teknik açıdan mükemmel bir eser olup bizlere akıl almaz bir macera sunuyor. Okurken kitabın elleriniz arasında titrediğini hissedeceksiniz. Son satırları okurken artık elinizdeki sayfaları cansız bir varlık olarak göremeyeceğinizi garanti ediyorum. Dehşet saçan bir iblis satırlar arasından size bakarken okumanın nasıl bir tecrübe olacağını mutlaka öğrenmelisiniz.
Not: Bildiğim kadarıyla hiçbir yayınevinin Mister B. Gone'ı çevirip basma gibi bir planı yok. Ben ulaşabildiğim herkese ulaşmaya çalışıyorum, daha önceki kitaplardan bazılarını çeviren çevirmene ve daha önceki baskıları yapan yayınevleri ile iletişime geçtim fakat hala dönüş alamadım. Sadece bu değil, diğer Clive Barker eserleri de umarım kısa zamanda herhangi bir yayınevinin planları arasına dahil edilir.