Körlük... Beyaz bembeyaz bir körlük. Miyop olduğumu unutup beni gözlüksüzken tedirginliğe düşüren çoğu sayfasında kafamı habire kaldırıp nolur beyaz olmasin demeye zorlayan bi kitaptı. İlk defa rüyalarıma ve yaşantımın içine bu kadar girdi kitaptakiler. Öyleki sayılmayacak kadar gözlerimi kapatıp yürümeye çalışmışlığım veyahut olanları gercek hayatımdaki insanlarla eşleştirip tahlil yaptığım çok oldu. Tedirgin oldum kısacası. Masanın üzerinde kalmış ekmek kırıntısının yaratacağı dağınıklıktan, tezgahın üstüne erisin diye bırakılmış şoklu etin kokusunu çok daha net almaktan (körlük sonucu gelişen koku duyusu), kardeşimin giydiği çorabın rengini bir daha görememekten tedirgin oldum. Gözlerimi daha çok açmamamı sağladı ve gariptirki bu somut bi hareketti bu sefer. Hayatımda bir kitaptan çok daha fazlasıyla kalacağını biliyorum ama tekrardan rüyalarıma girmese bari. Ve dilerim ki hiçbirimiz beyaz bi duvara saatlerce bakmak zorunda kalmayız çünkü artık o bile fena geliyor bana