80 syf.
·2 günde·8/10
Stefan Zweig ve ‘Korku’.
Korku gerçekten üstadın da dediği gibi cezadan daha ağır mıdır?

Kesinlikle öyle (en azından bence). Her ne kadar kitapta başka bir konu ve başka bir korkudan da bahsedilse, kitabı okurken cesaretlenip kendi korkularımla yüzleşmeye kalkıştım. Ve yazarla aynı fikri paylaşarak kapattım. Korku gerçekten de cezadan daha ağır. Belki de bu yüzden korkuya dayanamayıp cezası ölüm bile olsa korkumuzla yüzleşiriz çoğumuz. Ya da hiç ardımıza bakmadan kaçarız korkumuzdan, kaçabildiğimiz kadar (sanki kaçacak yer varmış gibi).

Kitap Zweig’nin bizi sessiz sedasız iç dünyamızla yüzleştirdiği değerli eserlerinden biri. Kitabı okurken konudan koptuğum zamanlar oldu. Burada yazar masumdur. Zira bunun yegâne suçlusu benim aynı zamanda kendi korkularımı aklıma getirişim ve onlarla nasıl baş ettim ya da etmeye çalışacağımı düşünerek kaçırdığım yerlerdir.

Gelelim kitapta beni en etkileyen yere. Bir kadının aldatmasını konu edinmiş olan bu hikâyede kadının aldatmaya giden serüvenindeki tavrı şaşırtıcı derecede kadınsı geldi bana. Elbette kadınları tanıdığımı ima edecek kadar budala değilim. Zira bunu kimse yapamaz:) Fakat erkek bir yazarın bir kadının tam anlamıyla farkına varamadan aldatma sürecine nasıl yavaş yavaş düştüğünü bu denli etkileyici aktarmış olması şaşırttı beni. Aklıma acaba bir kadından dinlediği bir hikâyeyi mi kitaplaştırdı diye bile geldi. Çünkü kadını ihanete götüren sebeplerin basitliğini, süreç içinde aslında çok etkilenmemesine rağmen nasıl sürüklendiğini ve tehlikeyi görür görmez eşini aldattığı adamı ne kadar kolay sildiğini okuyunca bir erkek elinden çıkmak için fazla kadınsı bir aktarım olduğunu düşündüm. Bu da yazarın ne kadar başarılı olduğunun net bir kanıtı.

Zweig bu kitabıyla da bana diğer kitaplarını da okumam gerektiği düşüncesini tekrarlattı. Severek okudum.