Bir boşluğun, bir kitle gibi yer doldurması nasıldır sence bir insanın içinde? Bir kitle gibi kalbinde, zihninde… Bir boşluğun isimsiz olması ve yerini hiç yadırgamaması, ev sahibi gibi davranması… Misafirliğini bilmemesi, yapışması, seni esir alması…

Boşluk dediğin uçucu değil midir? Boşluk dediğin, haddini bilir; yeri gelir, yerini dolduracak olana verir...

Sen, ceketini alıp gittin adam. Ben, sıradan bir döngüde, gelip geçici bir nefestim belki. Soludun, tükettin, gittin.

Sonra?

Gitmiş mi oldun?

Elini eteğini çekmiş, bir daldan diğer dala uçmuş mu oldun? Ya tutunduğun dalın, tutunuşuna bağladıkları? Senin gibi uçamayacaktı belki, farkındaydı ama ya senin kanatlarına olan güveni? Parmaklarından damlattığın sıcaklık?

Söyle, bu bende yer kaplayan kitlenin adı boşluk mudur? Boşluk dediğin, yerine dolanla kendini unutur…

İşin kötüsü şu ki boşluğu doldurulamayanım; gelsen bile ben yine o boşlukla yaşayacağım…

Çünkü bende eksilen şimdiki sen değil. Çünkü bende eksilen, önceki sen…

Önceki; umduğum, sandığım, kandığım…

Bir belki’nin gölgesinde yaşamak nedir bilir misin? Belki başka bir yolculuğa çıkarım. Belki içimden her şeyi tırnaklarımla kopartır, bir yolun kenarına fırlatır atarım. Belki yeri dolmaya hazır boşluklarımla yoluma bakarım. Belki gölgeni içimden yüzer, mavilere kulaç atarım…

Ben şimdi, bende yetim bıraktıklarını bile bile hangi hevesin doğum sancısına tahammül edebilirim söyle!

Adam!

Dilimdeki adamlığın bile alışkanlık olarak kaldı! Umduklarımın esiriyim. Umduklarımın eseriyim…