Her ne kadar aşk romanı olarak geçse de değişen ve gelişen bir toplum incelemesi var. Bunun için de döneminde aşırı gelenekselci bir yapısı olan New York sosyetesi ele alınmış ve bu kadar kapalı bir toplumda bile zamanında felaket gözüyle bakılan değişimlerin, çok değil, bir jenerasyon sonra ortaya çıkabileceği anlatılmış. Bu geleneksellik, toplum yüzünden gerçek aşkın feda edilmesi, insanların benliklerini yitirmesi, kimliklerini unutması aktarılmış. Bireysel renklerden toplumun ağarmış tek renkliliğine uyum işlenmiş bu kitapta. En aykırı insanların bile bu geleneklerden nefret ede ede nasıl toplumun kölesi haline geldiği, bu uğurda nelerden vazgeçtikleri, neleri kaybettikleri gösterilmiş. Bu kitaba sadece aşk hikayesi demek haksızlık olur bence. Hiç yaşanmadan yitip giden hayatlar, hiçbir mantığı olmayan zorbalıklar var bu kitapta. Çok trajik bir kitap ama aynı zamanda gerçekçi bir kitap. Günümüz Türk toplumunda da böyle durumlar yok mu sonuçta? Sevdikleriyle birlikte olmalarına izin verilmediği için kaçan gençler ve onları öldüren aileler, çocuk yaşta evlendirilen kız çocukları, her bireye biçilen cinsiyet rolleri, toplumun bizi şekillendirişi ve benliğimizi bazen May gibi hiç sahip olmadan kaybetmemiz... Topluma ayna tutan bir kitap demek oldukça yerinde olur bence.

Kitabın başlarına aşırı bilgi yüklemesi yapılmış. Tüm karakterleri bir an önce tanıtma kaygısıyla geçmişlerinin, hatta atalarının açıklanması akıcılığı engellemiş ve sıkıcı olmuş. Hatta bazı yerlerde yazar kendini elle tutulur bir şekilde hissettiriyor. Fakat karakterlerin kimlikleri yerlerine oturduğunda akıcı ve ilgi çekici bir hale geliyor, yazar kayboluyor ve hikaye başlıyor. Sadece biraz sabretmek gerekiyor. Başta olayın akışını kesecek kadar uzun olan betimlemeler kitap ilerledikçe çok daha canlı bir hale geliyor.