...Söylemek, ben'in kendi kimliğinin ötesinde kendini ikâme ederek ve böylece biricikliğini ortaya serrek geri dönüş içinde soyunduğu tek tarzdır. Bu durumda özne, eşitlediği dünyaya açılımı içinde aşkın öznellikle eşdeğer görülemez. Söylemek, bilincin ya da yükümlülük almanın içinde durmaz ve hitap ettiği kimseyle bir bağlantı belirtmez. Kendini sonuna kadar sergilemenin, sınırsızca sergilemenin bir tarzıdır.

Rehin olan öznenin başlangıcı yoktur: her mevcudiyetin berisindedir. Bu nedenle bellek öznelliğin senkronize etmeyi başaramaz. Asla şimdiki zaman olmamış bir geçmişe, kökensellik-öncesi duygulanım olan çok eski bir geçmişe öteki tarafından göndermedir. Bu öznellik, yakının yakınlaşması olarak yakınlığın düğümünde içerilmiştir. Paradoksal yakınlaşmadır bu; çünkü bu yakınlaşmayla birlikte, mesafe yakınlaşma ölçüsünde artar ve ne kadar yakın olunursa o kadar uzak olunur. Fakat bu paradoks Sonsuz'un şanını genellikle özneler-arası olarak adlandırılan ilişkinin içine dahil eder. Bu ilişkiden Sonsuz, muzaffer olarak ayağa kalkar.
Emmanuel Levinas
Sayfa 157 - Dost Kitabevi