132 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
“…bir insanı öldürdüğünüzü hayal edin.”

Bir insanı nasıl öldürürsünüz? Böğrüne bıçak saplamadan, boğazından tutup boğazlamadan, yaşamak için fiziki durumlarını kesmeden insanı nasıl öldürürsünüz? İnsanın kısmetini elinden alırsanız, yaşama dair umutlarını sökerseniz ve verdiği mücadelenin karşılığını aldırmazsanız insanı tam da can evinden vurur, öldürürsünüz.

İnsan olmanın gereği; en güzeline koşarken, elde etmeye çalışırken, elindekinden olmasıyla sınar kendini. Tamda yazarın vurgulamak istediği buydu sanırım. Kısmetini uzaklarda arama ve elindekiler ile yetinmeyi bil. Aksi halde elindekinden de olur çıplak kalırsın da haberin olmaz.

Ömrünü balıkçı olarak geçirmiş Yaşlı Balıkçımız, seksene dayadığı merdiveni aşmış ve bir solukta doksana tırmanmaya çalışırken, yaşlandığının farkına varamamıştır. Kitap ise üç aydır denizden kısmetini alamayan balıkçının 85. Gününden ve hayatındaki en büyük balığı (köpekbalığı) yakalayıp, onunla çekişmeli geçen 3 günlük mücadelesini anlatmaktadır.

Yazarın dili sade, herkesin anlayabileceği tarzda bir işlenişi var. Kendi kendine yaptığı telkinler ve kendine çeki düzen vermesi için kendine cümleler sarf etmesi ise gayet manidar olmuş. Yeri geldiğinde yakaladığı balıkla güç mücadelesine girişip, onunla muhabbete girmesi ise konuya tuz biber olmuş ve balıkçının gitmekte olan aklını korumasını sağlamıştır. Bazı zorluklarda ise “tanrıyla pazarlık” yapması ise gözden kaçılmayacak kadar ince işlenmişti.

Denizanasına (Ağua Mala) denizköpüğü demesi ise çeviriden mi? Yoksa balıkçıların dilinde bir tanım mı bilemedim? Lakin betimlediği canlının denizanası olduğunun bariz farkına vardım ve özellikle insana zarar veren zehirlenmelere sebep vermesini dillendirmesi, denizkaplumbağalarının en sevdiği yiyeceklerin başında gelmesi ise bahsedilen şeyin denizanası olduğunun belirtileriydi. Lakin kitap üzerinde ise “’agua mala’nın’ ‘kötü deniz’ anlamında yaşlı adamın umutsuzluğunu vurguluyor” demesi ise benim için bir bilinmeyene yol açtı. Keza öyle de kalacaktır.

Yine yakalanan balığın kılıç balığımı yoksa köpek balığımı olduğu muamması hala bende devam etmektedir. Çünkü yakalanan balığın kılıç kısmına “düğüm” attığı, sonra çocuğa ise “istersen kılıcını sen alabilirsin” demesi ve yabancı turistin balığı görüp bu ne dediğinde garsonun “Tiburon” demesi bu ikileme yol açtı.

Ayrıca bu kitap 1953’te Pulitzer Ödülünü, 1954’teyse Nobel Edebiyat Ödülünü kazanmıştır.

Sözün özü; kitap okunulası ve tavsiye edilesi. Gerçekten bir iki saatinizi vererek güzel bir eser okuyabilirsiniz.

Sevgi ile kalın.