877 syf.
·15 günde·Puan vermedi
Her şey yine bir kitapçıda başlamıştı. Avusturya edebiyatı raflarının orada dolanırken- başta Kafka tabii, sonra Canetti ve Musil’le pek beğenirim- epey hacimli ve tuhaf isimli kitabın arka kapağını okumamla başladı neredeyse iki sene önce. Antimilitarist yaklaşımlarım ve bizim okullarda genellikle siyaset ve savaş olarak okutulan, ama benim sosyal’inden daha fazla etkilendiğim ‘Tarih’ eğitimim dolayısıyla bir Birinci Dünya Savaşı parodisi olmasının etkisinde kaldım sanırım. Bu iki sene süresince- daha pek çok kitabın başına geldiği gibi- her yeni kitabı elime alışımda niyetlendim bu kitabı okumaya.

Kısaca yazardan bahsetmek gerekirse; kitabı ilgi çekici bulan bir arkadaşımın yazarın kitaptaki biyografisine bakarken söylediği gibi, Mustafa Kemal Atatürk’ten iki sene sonra doğup Atamızdan onbeş yıl önce Lozan’ın imzalandığı yıl kırk yaşında ölmüş. Kafka gibi Prag’da doğan yazar Orta ve Güneydoğu Avrupa’nın neredeyse tümünü gezmiş memurluk, gazetecilik ve yazarlık yapar. Bir dönem Anarşist harekete ilgi duyar ve Anarşist bir dergide yayın yönetmenliği yapar. Yarmila Mayerova isimli bir kadına aşık olur ve bu aşk dolayısıyla Anarşist eylemlerden uzak durmaya düzenli bir iş bulmaya razı olur. Binbir güçlük ve kendisinden verdiği onca taviz sonucu Yarmila’sına kavuşsa da üç yılın sonunda bu evlilik son bulur. Bu dönemde toplumdışı ve bohem yaşama geri dönerek handiyse “yeraltı’na geçer. Dünya savaşının başlamasından bir yıl sonra Avusturya- Macaristan ordusuna alınır kısa bir süre sonra Galiçya’da Ruslara esir düşer. 1918’de Bolşevik Partiye katılır Rusya’da.1920 de yeni kurulan Çekoslovakya’ya döner ama hoş karşılanmaz ve vatan haini addedilir. 6 cilt olarak planladığı Aslan Asker Şvayk’ı tamamlamaya ömrü kifayet etmez ve dördüncü cildinin ortalarına geldiğinde ölür.

Kitaptan bahsetmek gerekirse; yazarın yaşamının bir yansıması olarak görülebilir; ancak kısa yaşamının gözlemlerini kısa askerlik dönemine tıkıştırmış şekilde tabii. Birinci bölüm özellikle müthiş. Alaycı yergilerine sık sık kahkaha attığımı özellikle vurgulamak isterim. Sonraki bölümlerde -belki benim elimde olmaksızın düşük ritimle okumamın da etkisi vardır- git gide ritim düşüyor sanki. Ama yine de bittiği için- tabii yarım olarak- üzüldüm. Karakter Şvayk ise tam bir çılgın. Çevirmen Celal Üster’in önsözde belirttiği gibi; “Şvayk, roman boyunca karşısına çıkan subayları, doktorları, yargıçları, polisleri olduğu kadar okurları da sürekli ikircikte bırakır. Akıllı mıdır, aptal mı? Saf mıdır, kurnaz mı? Çıkar gözetmez, kendi halinde biri midir, fırsatçının, çıkarcının teki mi?” Sık sık kullandığı atasözleriyle akla Sancho Panza’yı getiriyor. Kadere boyun eğmiş, ama hep bir alaycılık ve ‘olup bitenin ayırdında bir hınzırlık’ sezilir onda. Hiçbir şeyi değiştirme çabasında olmayan, ayırdına vardığı aptallıklara, absürdlüklere yarı alay yarı aptallıkla karşılık veren umursuz bir tip Şvayk. Oblomov ve Zorba gibi karakter romanları sevenler için bir mücevher gibi adeta. Mahza askerde geçen bir roman olmasıyla aynı zamanda ataerkil bir roman ve cinsellik öğesi erkek perspektifinden sıklıkla ön plana çıkıyor. Ayrıca yazarın birinci bölüme yazdığı ‘sonsöz’de belirttiği gibi - uzunca bir alıntıyla ”Hayat, genç kızların gittikleri özel okullara benzemez. Herkes nasılsa öyle konuşur. Bu roman salon efendiliği ya da kibar sosyete ağzı öğreten bir ders kitabı değil. Belirli bir zaman kesitinin tarihsel resmi. Gerçekten kullanılan ağır bir sözü, kullanılması gereken yerde hiç çekinmem kullanırım. Kibar ve yapmacık sözleri yaldızlı ve tumturaklı lafları ise sahteciliğin en aptalcası olarak görürüm. İyi yetişmiş bir insanın her şeyi okuyabileceğini söylerler; ne kadar doğru. Tümden doğal olana, bir tek, su katılmamış keresteler ve çirkefe batmışlar burun kıvırırlar. Bu sahte ahlak düşkünleri asıl söylenenleri göz ardı edip tek tek sözcüklere azgınca saldırırlar,” diyor.- kaba bir halk ağzıyla yazılmış. Yine cinsellik öğesi gibi bir başka Çek yazar Milan Kundera’nın ‘Gülünesi Aşklar’ındaki gibi kumarın yanında da alkol su gibi akıyor ve Levent Kırca’nın sarhoş tiplemesini andıran yargıçlar, papazlar-özellikle Papaz Katz karakteri harikülade, hele Şvayk ile hele Şvayk ile-, subaylar ve erler kol geziyor. Ve işin enterasanı romanda anlatılan hikayelerin büyük çoğunluğunun gerçeklikle ciddi bağıntısı olduğunu düşünüyorum, bunu anlatabilir ama yazamam. “Okuduğun en iyi romanlar?” sorusunun muhatabı olduğumda, vereceğim listede mutlaka yeri olacak.