136 syf.
·8/10
Kim ulan bu Bay Keating?


Ben size söyleyeyim; hayatın içinden çıkan bir süper kahraman, bizlerden biri, bilin bakalım kim ve tabii ki de bu benim, demeyeceğim. Keating; tüm genç kızların hayallerini süsleyen genç, yakışıklı ve sıradışı bir edebiyat öğretmeni felan da değil. Keating, Keating'dir arkadaşlar. Namıdiğer 'Kaptan'. İmaja ve kariyerine önem veren bir akademisyen değil, öğrencilere, hülasa herkese kendi olabilmeyi, kendileri olabilmeyi öğretmeye çalışan örnek bir eğitimcidir. Her şeyden önce Keating'de şu duruma dikkat edilmesi gerekiyor; Keating, nasıl olmak istediğini de, nasıl olmak istemediğini de çok iyi biliyor. Bizler belki olmak istediğimiz kişiler olamayız, ama kimse de bizi olmak istemediğimiz bir kişi olduramasın.


Neden böyle bir giriş yaptığımı sizlere kısaca anlatayım; çünkü kitaba dair var olan 147 incelemenin okuduğum bir kaç başlıca incelemelerinde genellikle şöyle anılmış; güzel bir kitap ve okunmaya değer bir eser, eğitim sistemi, aile baskısı, bıla bıla... Değil arkadaş değil, okunmaya değer felan değil, anlaşılmaya değer bir kitap. Anlaşıldıktan sonra monoton ve ezbere bir yaşama sırt dönülecek, yüzünü yaşama dönecek bir kitap; 'Carpe Diem'i hayat felsefesi haline getirebilecek bir kitap. Alışılagelmiş geleneksel bir yaşam tarzının aksine, anı yaşamayı hayatı olağanüstüleştirmeyi öğütleyen bir kitap. Çünkü bu hayatta gelmişlikten sonra en büyük gerçek bu hayatı terkedişimiz olacaktır, şöyle ya da böyle bizi bekleyen bir ölüm hakikati var, bizden bir şeyler bekleyenlerin de böyle bir hakikati var, herkes için kaçınılmaz bir gerçeklikken ölüm, bu yaşam ancak insanın kendi elleriyle şekillendirilmeli-gerçekleştirmeli. Neden okumak değil de anlamak diye diretiyorum; eğer okursan, sadece böyle bir karaktere imrenebilirsin, ötesine geçmez -geçmesi çok ender rastlanan bir durum olur-. Yok eğer anlarsan, gerek aile ebeveynlerin gerek eğitiminden sorumlu insanlar, en yakın çevren ve diğer tüm herkese karşı; senin kim olmak istediğini veya kim olmanı istediklerinin yerine, senin kim olduğunu gösterebilirsin. Burda şu soruları sorabiliriz;
Başarı bizden istenilen midir, bizim istediğimizdir?
Başarı-mız bizi mi mutlu etmelidir, bizden başarı bekleyenleri mi?



Kitap özetle şöyle; bir şeyleri idraktan sonra, hayata olan bakış açımız değişir ve çoğumuz bir Keating olmayı isteriz, çünkü Keating 'olmasını istediği kişidir' fakat, kimimiz bu yolda Neil gibi bir tercih vermek zorunda kalırız ve sonumuz da ona benzer, kimimiz Neil'in başından geçeni yedirememiş delilerden olur, kimimiz de hain-çiyan-çakal olur (bunlar hiç bitmez sanırsın Allah'ın emri), kimimiz çiyansevmeyenlerden olup, buna karşın yapmış olduklarımızdan bize bir son sunulur. Olay her ne kadar kara kuru bir defterle başlamış olsa da, hikaye öyle kuru kuru ilerlemiyor. Çok basit bir olay örgüsü olduğu halde, içeriği kabinin içine sıkışıp kalmıyor. Karakterler üzerinde işlenmiş duygular; Baskın bir hayat, hayal, özgüven, şımarmak, utanmak-çevresel sindirilmişlik ve hafifmeşreplik olup -bence öyleydi- :) öğrencilerin tümüne farklı kişilikler yüklenmesi, aslında birbirinden farklı kişiler oldukları halde, bazı verilecek kararlar karşısında -bazı küfler haricinde- yek vücut olabilmeleri çok iyi işlenmiş. Kitap bittiğinde kuvvetle muhtemel çevrenizde bu tür sorunlar içerisinde olan arkadaşlarınıza da okutmak isteyeceksiniz. Ve dilinizde anı yaşamak ve sanatın özgürleştiriciliğine dair cümleler olacak.


Peki ya, yazar tüm bu olup bitenlerin neresinde; yazar kitabın ön ve arka kapağı arkadaşlar, ve bence Keating olabilme hayalini kendinde bulunduran kişi de yazar, hayaline ulaşamayacağı çaresizliğiyle Neil karakteri olarak kendini ön plana çıkarmayı başarıyor, bunların gerisinde kalan kahramanlık ve korkaklık durumlarını yine bir diğer karakterler de işlediği taslaklar bütünü bize yazarı tanıtıyor. Okuru ile yazarı arasında edinilen yakınlık yine benzeri az rastlanır durumlardan. Ve yine yazarın geniş bir şiir yelpazesine sahip olduğunu, bizi; Shakespeare, Byron, Shelly ve Keats gibi edebiyat büyüklerinin imgeler ve şiirleri eşliğiyle, güzel ve anlamlı bir yolculuğa çıkarmasında görüyoruz. Herkesin anlayacağı bir dilden yazılmışlığı; sıradanlığından değil, anlaşılması içindir. Tanrı bizi, postu kurdu andıran, çakallar sürüsünden korusun. Kitapta işlenilen eğitim ve ailenin bunda baskıcılığı, elbette ortaya atılan yepyeni bir düşünce değil, ama toplumsal ve kültürel manada yaşamımızı fazlasıyla derinden etkileyen bir konu, biz her ne kadar kendimizi özgür bireyler olarak ilan etsek bile birtakım kuralcıların bizi ikna ettikleri sözleşmeli köleler olduğumuz gerçeğini yadsıyamayız. Bugün eğitim adı altında hükümet elleriyle gerçekleştiriliyor; eğitim sistemi malumunuz, üzerine konuşmaya değer bile bulmuyorum. Asfalta ekmek banılmayacağına, hükümet-devlet denilen zatların sadece binasal ilerlemeler katettiklerinde de çoğumuz hemfikirizdir. Turgut Cansever'in dilediği gibi, şehri imar ederken nesli ihya etmeyi ihmal edenlerden olmayalım; şehri imar ederken nesli ihya etmeyi ihmal edersek, ihmal ettiğiniz nesil imar ettiğiniz şehri tahrip eder.


Herkese farkındalıklı, bol sorgulamalı okumalar dilerim. Tavsiye etmiş olduğum anlaşılmıştır zaten. Kitabı bana minimanilize ettiği kütüphanesi içerisinden hediye eden Esther. Sema 'ya teşekkürleri borç bilirim, en az filmi kadar kitabı da sevdim.