·32 syf.··Beğendi
···Okunma: 23 Kasım 2018 23:59 Önce kitabın başlığını okuyorsunuz: Ağustosböceği. Sade, yalın ve öz. Aklınızda birden "Ağustosböceği ile Karınca" masalı canlanıyor ve süregelen o meşhur sözü hatırlıyorsunuz: "Ağustosböceği yaz boyu eğlenmiş, kış gelince yatacak yer bulamamış." Ve elbette size verdikleri öğüdü de düşünmeden geçemiyorsunuz: "Ağustosböceği gibi tembel olma."
Peki, Shaun Tan bize gerçekten Ezop'unki gibi bir ağustosböceği mi sunacak? Bu merakla aralıyorsunuz kitabın kapağını. İlk iki sayfaya birden resmedilmiş, farklı boyutlardaki dikdörtgen prizmaları karşılıyor sizi. Hepsi gri ve dip dibe. Soldaki sayfada uçan bir kuş silüeti gördüğünüzde fark ettiğiniz şey; bu dikdörtgen prizmaların, beton yığınına dönmüş bir şehri temsil ettiği oluyor. Bir sonraki sayfaya geçiyorsunuz hüzünlü bir tebessümün ardından.
17 yıl boyunca veri giriş memurluğu yapmış bir ağustosböceği. Bir kayayı bile titretecek güçteki sesin sahibi. Özünden, müziğinden uzaklaşmış, insanların arasına sıkışıp kalmış. Onunla aynı dili konuşmayan insanların... Yurduna, ormanına dönebilmek için kabuğundan sıyrılması gerekiyor. Tekliğinden soyunup Bir'e doğru yol alıyor.
Ağustosböceğini anlamak kolay değil. O yalnızca günümüz şartlarında istemediği bir işte çalışan insanların ya da mobbing olarak nitelendirdiğimiz muamele şeklinin bir imgesi değil. Bunların ötesinde bir şey var Tan'ın görmemizi istediği ya da kardeş bir ruh olarak Sezai Karakoç'un dillendirdiği:
"Herkes bir önlem almıştır o hariç
O hep iyiyi güzelliği yaşamış
Özgürlüğe dalıp çıkmış yalnız özgürlüğe
Öbürleri hep gerçeklik taslamış
Ama o hep gerçeği aramış
Gerçeği aramağa çağırmış
Ve gerçeği yaşamış"
Sol taraftaki sayfada dört mısra, sağ taraftaki sayfada ise o mısraları anlatan bir çizim. Kitap bundan ibaret. Yaklaşık 160 kelime. Hepsini bir araya getirseniz, bir A4'ün yarısını bile doldurmayacak bir sayı. Saymadan geçemedim. Çünkü bir gerçeklik ancak bu kadar kısa ve bu kadar dolu anlatılabilirdi.