172 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
‘Dünyada sadece kendinizin mi yaşadığını sanıyorsunuz?’
.
Süper Mario’nun dile geldiğini düşünün..Prensesi kurtarmak için çıktığı yolda, onca macera arasında neler düşünürdü sizce? En kötü bölümlerden geçip saraya varmak mümkün mü?
.
Çiçek Adası’nda geçen günleri okuyoruz..Yalnız adı biraz yanıltıcı olabilir.. Çöp kamyonlarının gelip çöpleri yığdığı, onları ayrıştıran insanların barakalarda yaşadığı bir yer burası. Elit mahallerin çöpleri için kavga edilen, ailelerin şafaktan gün batımına dek çalıştığı. Çünkü o kadar çok çöp var ki ayrışması gereken..
.
Attığımız şeyler aslında ‘tanıdık şeyler’, sevmekten vazgeçtiğimiz, sıkıldığımız, yerine yenilerini koyduğumuz.. Belki kızdığımız, kıskandığımız, özlediğimizin özlemini arttıran şeyler.. Hepsi bir yerde toplanıyor, bir kazanda kaynamıyor, yüzüne bakmadığımız insanların elleri değiyor onlara. Ve bizim ellerimizde tutmadığımız şeyler ile yaşamaları mümkün oluyor..
.
Hwang Sok Yong, büyük cümleler kurmadan iki çocuğun gözünden anlatıyor bu Çiçek Adasını.. Saçkıran ve Pörtlek. İsimleri var elbet ama kim kullanır ki~ Gereği var mı isimlerin bu yerde?
.
Bir yandan misyonerlik ve Amerika etkisindeki Kore’yi görüyoruz, diğer yandan evrensel bir tabakalaşmayı: Tüketen ve tüketenlerin altında ezilenleri~
.
Yazarın okuduğum diğer eseri Prenses Bari de bir bu kadar etkileyiciydi. Orada yurtsuzluktu canımı yakan bu eserde ise yurdunda yaşayıp yurtsuz bırakılmak..Çalışabilmek için yaşını büyütmek, çocuğunu doyurabilmek için bir erkeğin sözlerini emir bellemek.. Acı da olsa gülümsetti pek çok kez, çünkü hala umut var! Özellikle çocukların gözlerinde!