·302 syf.··Beğendi
···Okunma: 05 Ekim 2021 13:36 Montaigne/ Denemeler
Kitap üç farklı önsözle bizleri selamlıyor, sonrasında ünlü yazar ve düşünürlerin Montaigne hakkındaki görüşlerine yer vermiş böylelikle yazarı daha iyi tanıma imkanı buluyorsunuz.
İlk sayfalar da okuyucuya kısa bir notu var yazarın; "okuyucu bu kitapta yalan dolan yok" diyerek ne kadar içten ve ne kadar bizden bir üslup kullanmış dedim içimden.
Denemelerin konusuna değinirsek yine yazarın sözlerine yer vermek istiyorum "Söylediklerim değişik ve değişken olmakla beraber hiç gerçeğe aykırı değildir".
Evet artık kitaba başlıyoruz, "kendimizi anlatmak" demiş yazar daha ilk sayfalarda. Kendimizi anlatabilmek ne kadar önemli bir kavram, yoksa insan kendini anlatamadığı sürece eksik ve yetersiz olduğu hissine kapılıyor bana göre.
Bu kitapta hayata dair ne varsa değinmiş yazar ve bir çok güzel bilgiyle kucaklamış okurunu. O kadar bizden ve günlük yaşamda kullandığımız bir dille yapmış ki hiç yabancılık çekmiyor insan.
Kitabı sizlere onun cümleleriyle tanıtmak istiyorum çünkü ben ne desem ne yazsam eksik kalacak.
"Yaşamak ve çalışmak"yı şöyle ifade ediyor; biz pek şaşkın varlıklarız: Filanca hayatını işsiz güçsüz geçirdi, deriz; bugün hiç bir şey yapmadım, deriz.
Bir şey yapmadım ne demek? Yaşadınız ya! Bu sizin yalnız başlıca işiniz değil, en parlak, en şerefli işinizdir...
O korktuğumuz, ölüm üzerine öyle müthiş cümleleri var ki, hayatı tekrar sorgulamama sebep oldu.
" Bütün dertlerin bittiği yere gideceğiz diye dertlenmek ne budalalık!"
Bizi üzen, bizi kıran, bizi yoran ne varsa bitecek madem ne diye korkuyoruz?
" Nasıl doğuşumuz bizim için her şeyin doğuşu olduysa, ölümümüz de her şeyin ölümü olacak."
O vakit güzel bir insan olarak yaşadıktan sonra korkmak yersiz değil mi?
"Alışkanlık" üzerine;
Bir köylü kadın, bir danayı doğar doğmaz kucağına alıp sevmiş, sonra da bunu adet edinmiş, her gün danayı kucağına alır taşırmış; sonunda buna o kadar alışmış ki dana büyüyüp koskoca bir öküz olduğu zaman, onu yine kucağında taşıyabilmiş. Bu hikayeyi kim uydurduysa, alışkanlığın ne büyük bir güç olduğunu çok iyi anlamış olacak. Gerçekten alışkanlık pek yaman bir hocadır ve hiç şakası yoktur. Yavaş yavaş, sinsi sinsi içimize ilk adımını atar; başlangıçta kuzu gibi sevimli, alçakgönüllüdür;ama, zamanla, oraya yerleşip kökleşti mi, öyle azılı, öyle amansız bir yüz takınır ki kendisine gözlerimizi bile kaldırmaya izin vermez...
"Yaşamak sanatı" ne güzel özetlemiş aslında, yaşamayı sanat olarak görmek ne güzel bir bakış açısı. Yaşamak üzere şunları söylemiş;
" Dünyada insanlığını bilmekten, insanca yaşamaktan daha güzel, daha doğru bir iş yoktur." Diyerek yaşamaktan kasıt, nasıl yaşamamız gerektiğini gözler önüne sermiş.
Son olarak " dünya yurtdaşlığı" üzerine yazdıklarını okuyunca işte dedim insan olmanın tanımı;
"Sokrates söylemiş diye değil , kendi yaratılışıma uyarak , üstelik aşırılığa bile kaçarak , bütün insanları hemşerim sayıyorum . Bir Polonyalı yı tıpkı bir Fransız gibi kucaklıyorum , dünya ile akrabalığımi kendi ulusumla akrabalığımin üstünde tutuyorum . Doğduğum yerin pek o kadar düşkünü değilim . Kendi düşüncem ile vardığım yeni bilgiler , bana yalnız esintilerle edindiğim hazır ve gelişigüzel bilgilerden daha değerli gelir . Kendi kazandığımız dostluklar nerede , iklim ve kan dolayısıyla bağlı olduğumuz dostluklar nerede . Doğa bizi özgür ve bağımsız yaratmış , bizse tutup kendimizi birtakım çemberler içine hapsediyoruz."
Bu kitap üzerine yazılıp çizilecek o kadar cümle var ki, yaz yaz bitmez sonu gelmez o yüzden burada noktalıyorum sözlerimi.
Ve artık bu kitap benim başucu kitabım olmuştur.
Beni bu kitapla tanıştıran çok değerli ablama çok teşekkürler, ve hediye edip beni bu değerle buluşturduğu için ayrıca teşekkürler...
Yaşama dair bir çok şey öğreneceğiniz bu kitabı mutlaka okumalısınız...