43 syf.
·Puan vermedi
--Yoğun ipucu içerir--

Kitap, bir sömürgede subayın yolcuya "Eşsiz bir alet" demesiyle başlar. Kitabın tamamı bu aletin varlığını, ne işe yaradığını anlatmakla ve aynı zamanda aletin geçmişini yine subayın anlatımıyla hatırlanmakla birlikte gelecekte de varlığını sürdürmesi adına canını dişine takarcasına gayret göstermesini okuyucuya aktarır.

Subayın bu çok sevdiği ölüm makinesi, mahkûmun vücuduna idam nedenini yazdırdıktan sonra ölüme terk edilmesini sağlar. Makinenin içinde mahkûm can çekişirken ağzını tıkaçlamak ve ölmeden önce su içirilmesi subayın ruhsal olarak kendini rahatlatmak için yaptığı bir davranış olarak yorumlanabilir. Bu mahkûm zamanında bir askerdi ve işi her sabah yüzbaşının kapısına saatte bir ayağa kalkıp selam vermek idi. Fakat bir sabah vakti yüzbaşı kapıyı açıp askerin selam vermek yerine uyuyakaldığını görünce onu kırbacıyla vurmaya başlar. Asker de buna karşı çıktığı için ölüme mahkûm edilmiştir. Bu olayda otoriter kişilerin sömürme hâkimiyeti kurabileceği kimselere ve yine subayın da söylemiş olduğu gibi "Ona savunma hakkı verilmedi" cümlesinden yola çıkarak gücü elinde bulunduran daima avucunun içinde tutmuş olduğu kişilere itiraz hakkı tanıma eğiliminde bulunulmadığı ve Orta Çağ'ı aratmayacak bir fikrin varlığından söz edilebilir.

Kitabın pek çok yerinde subayın makineyi kutsal bir değer olarak algılayıp yeni komutana bu makineyle yapılan idamların devam ettirilmesini talep eder. Fakat bu yeni komutan aynı görüşte değildir. Bu düzeneğin artık kaldırılması için, kitapta yolcu olarak bahsedilen uzman bir kişiye düzeneği ve düzenekle yapılan ölümlere dair görüşlerini dinlemek maksadıyla ona subayı görmesi için talimat verir. Yolcunun düzeneği saçma buluşu ve bunu aynı şekilde komutana bildireceğini duyan subay kendini bu sanatsal tasarı olarak gördüğü makineyle özdeşleştrir. Mahkûmu düzeneğin bölmesinden çıkarıp içine yerleşerek kendisiyle birlikte aynı zamanda makinenin de ölümünü gerçekleştirir. Eric Fromm'un "Modern zaman insanları putperestlere benzemektedirler çünkü kendi elleri ile ürettiklerine tapmaktadırlar." sözünü subay ile bağdaştırmak mümkündür.

Subay öldükten sonra asker ile kendisine emanet edilen mahkûm, yolcuyu takip etmişlerdir. Ve yolcu nereye adım atacak olsa peşinden giderler. Fakat yolcu bir kayığa atlayıp oradan uzaklaşır. Bu takipçi iki tip izleyecek birilerini bulmadan yaşayamazlar. Şayet mahkûm serbest kalsa bile idama çağırıldığı zaman artık buna boyun eğip kabul etmek zorunda kalacak bir kişiliğe bürünmüştür.