48 syf.
“Ah nasıl
yakarıyorum
denize bunu
bilmesi için”

Kitabın yazarını daha önce hiç okumadım ama bundan önce 3 kitabı olan ve bu kitaplar ile çokça adından bahsettiren, kitaplarını çokça duyduğum birisi olduğunu 1k'yı karıştırınca anladım. Aslında yabancısı değilmişim yazarın, gözüm aşinaymış ama okumadığım için bilememişim.

Durun başa gideyim, sitede gördüğüm her pdf linkine atlıyorum; olur da elimde kitap kalmaz pdf okurum ya da kitap okuyamayacağım zaman telefondan okurum diye, indirilenler dosyamı temizlerken denk geldim kitaba açtım ki 54 sayfa hem de şiire benziyor, yukarıda alıntısını yaptığım dizelerle başladı ne de olsa, hem dizeler de derin.. Acaba ne anlatmaya çalışıyor bu adam bu dizelerle.?

Derken başladım okumaya (biraz sürpriz bozanlar olabilir ama ben bunun önemsiz olduğunu düşünüyorum çünkü okuyunca anlayacaksınız herkes başka şeyler hissedecek.) ama o da ne sayfaları değiştirdikçe güzel güzel manzara resimleri çıkıyor karşıma bir yerleri betimliyor bu adam, ne yapmaya çalışıyor ki, heh neyse karşıma bir iki dize daha çıktı, hadi bunları da oku... Ne güzel resimler bunlar kuşlar, kırlar, ovalar, çarşılar, yeşillik... Ohh içime huzur doldu, çevir sayfaları bakalım... Allah Allaaaah eeee şimdi ne oldu, bu resimler neden böyle karardı incele bakalım... Savaş, bombalar tüfekler, üstünde kara dumanlar tüten, harabe olmuş yerleşim yerleri, sürünen saklanan çocuklar, yurtlarından kaçmaya çalışan insanlar... Son resimler deniz kenarında az umutla biraz daha renklenmişler bir umut işte... Sonra tekrar aynı dizeler...
“Ah nasıl
yakarıyorum
denize bunu
bilmesi için”

Kitap bitti arka yazıyı okudum...
İşte o zaman dank etti bir şeyler...

Meğer bu kitap sonu belirsiz olan ama onların bir umut deyip yola çıkmadan önce çocuğuna mektup yazması gibi düşünülerek yazılmaya çalışılmış.

Meğer bu kitap, Aylan Kurdi isimli kıyıya vuran çocuktan esinlenerek yazılmış hani bilirsiniz 2015 yılının 2 Eylül'ünde... Yalan değil ben bilmiyordum; bilmiyordum derken tamamen kör, sağır, dilsiz değildim elbet duymuştum ama ülkemizdeki %90 ı kaplayan insanlar gibi vah vahhh, tühh tühh demiştim sonra gitmişti aklımdan...
Eee ne de olsa ateş düştüğü yeri değil mi?

İşte öyle.. Ne olduğunu bilmeden başladığım bu kitaba bunları öğrenip hatırladıktan sonra bir defa daha döndüm bu sefer dizeleri daha bir üstüne basarak, resimleri daha bir inceleyerek (gerçi ilk gördüğümde de o kara dumanlı resimler etkilemişti beni ama daha da üstünde durarak) baktım, üstünde durdum.
Bilemiyorum yazar anlatacak kelime bulamadığından mı resimlerle güçlendirmek istemişti acaba...

Kelimelerin gücü ağırdır ama bazen öyle bir duygu içine girersin ki karabasan gelir kalemin üstüne sen kımıldatsan da yazmaz olur kalem...

İşte öyle olmuştu belki yazarın kalemi de, resimlerle de çok ağır ifade edilmişti. Hatta acıyı resimlerle ifade etme kitabıydı bu sadece bir iki dize, bir iki satır bir şeyler serpiştirilmişti içine...

48 sayfaya acı, insanlık görevi bir şeyleri sığıştırmaya çalışmıştı kendince... Bağış toplamak için, kitaptan gelen paraları mülteci derneğine bağışlayabilmek için... Belki de onların da hayatlarına ufak dokunuşlar yapabilmek için...
Umut ve insanlık duygusu sen hiç ölme..
Hep yanımızda kal...
Geleceğe umutla...