Puan vermedi·170 syf.····Okunma: 25 Ocak 2019 15:52 Kitaba ve yazarına geçmeden önce küçük bir eleştirimi yine başa tutturmak istiyorum.
Bizlere garip bir şekilde yakın gelen Japon milletine, Türk milleti olarak yeterince aşinayız. Gençlerimiz, Japon dizileri takip etmekte, Japon sanatçıların şarkılarını dinlemekte, Japon sadeliğine ve saygısına özenmekte hatta Türk-Japon ortak filmi olan Ertuğrul’u 351.889 kişi izlemekteyken Japon hikayelerini anlatan bu kitabı 80 milyonluk ülkede, 6 yılda 1000 kişi okumamış. Burada bir yanlışlık yok mu? Ben mi gereksiz bir yere dikkat çekmeye çalışıyorum anlamadım. Popülarite’ye kurban gitmiş diyeceğim de 6 yıl da bu kadar okunmaması onunla ilgili değil doğrudan bizimle ilgili bir sorun. Her neyse demek istediğimi az çok anlatabildim sanırım.
Gelelim yazara, Lafcadio Hearn böylesine şiirsel bir isime sahip olan biri için çok farklı bir hayat yaşamış. Yunanistan’da doğum, İrlanda’da büyüme, ABD’de gelişme, Japonya’da olgunlaşma ve sonrasında ölüm. Aile ilişkileri de çok garipmiş hepsini burda anlatmayayım, ama hakkında baya az bilgi var Türkçe yayınlarda. Okumadan önce biraz bakarsınız belki.
Hearn Amerika’da Poe ile aynı satırlarda anılıyor çoğu zaman. Korku dolu hikayeleri ile ünlenmiş. Sonrasında, Japonya’ya gidip Japon hikayelerini derleme fikri nerden gelmiş aklına bilmiyorum. Bu hikayeler bizdeki Dede Korkut ve Binbir Gece Masallarına(gerçi buna ne kadar bizim diyebiliriz bilmiyorum ama) benziyor. Kitabı çeviren Zeynep Avcı’ya da yaptığı bu güzellik için teşekkür ediyorum. Ama bu kadar az okunduğunu gördükçe o da demiştir heralde galiba boşuna uğraştık diye. Boşuna uğraşmadınız bence. Çevirinizi okuyanlar ve hala okuyacak olanlar var biliyorum.
İçerisinde Reenkarnasyon, Zen Budizm’i, Japon mitolojisinden sihirler, büyüler, ayinler, ritüeller, mistik yaratıklar, soylu savaşçılarla ilgili birçok hikaye var. Çoğu destansı nitelikte ve günümüzden 700 800 yol önce yazılmış metinler var. O toprakların inanışlarına daha yakından bakma olanağı veriyor bize.
Kitabı okurken keşfettiğim bir diğer güzel şeyler de dinlediğim müzikler oldu. Japon klasik müzikleri de dinlenmeye değermiş. Örneğin Somei Satoh’un Bifu isimli bestesi.
Tanımlanması zor bir yumuşaklığa sahip bu müzik, ilerleyen saniyelerde görkemli bir değişime uğrayıp büyük bir orgun pes sesleri kadar dolgun, zengin tonlarda ılık bir duygu yayıyor. Kitabı mı daha çok sevdim bu müziğimi bilmiyorum. Ama kesinlikle bir kere dinleyin. Ruhu yumuşatıyor adeta.
Yine aynı şekilde Kozaburo Hirai- Narayama ve Yoshinao Nakata’nın Chiisai Aki Mitsuketa isimli şarkılarını da beğendim.
Kitapla ilgili üzücü bir durum var onu da söylemek istiyorum. Can yayınlarının 2013 ye bastığı 2. Baskıda kitabın sonuna doğru 23 sayfa kadar basım hatası var sayfalar boş basılmış. Alırken göz önünde bulundurmanızı tavsiye ederim.
İyi okumalar.