79 syf.
·2 günde·9/10
Nur içinde yat Yaşar Kemal.

Böyle diyorum çünkü beni aydınlattığın nurdan sen de yararlan istiyorum.
O güzel kaleminden dökülen kelimelerin benim gönlümü böyle ılık, böyle parlak yapıyorken, senin çok daha iyi durumda olmanı istiyorum. Sen -ben gibi- nice okurun gönlüne yararlı rahatsızlıklarla iyi geldin, bu temennilerle ben de bir yarar sunayım istiyorum sana, biraz da haddim olmayarak.

Sait Faik'in Son Kuşlar kitabında "Zaten kuşlar da gelmiyor artık." cümlesini okurken kitabın isminden kaynaklı kulak aşinalığım olan bu eser yeniden aklıma geldi. Zaten sözüne pek bir itibar ettiğim sevdiğim biri de ekle listeye Demet, ekle ekle deyince hızlandırdım kitabı kavuşma sürecimi.

Sait Faik dedik söze başladık da Yaşar Kemal' e yaptığı ufak nükteden söz etmezsem olmaz elbet.
Aşık Veysel ve Yaşar Kemal istiklâl'de kol kola geçiyolarmış. Malûm, Aşık Veysel'in iki gözü, Yaşar beyin de tek gözü görmüyor. Buna istinaden Sait Faik koşarak Çiçek pasajina girerek "Arkadaşlar az önce iki kişi gördüm, tek gözle yürüyorlardı" demiş. Doğrusu onların bu sıcak samimiyeti beni gülümsetmişti. :)

Gel gelelim şu giden kuşlara..
Sahi neden gitmişti kuşlar?
Acaba kitapta da geçen bir yere sıkışan insanlığı kurtaramaya mı gittiler?
Kim bilir...

Gelin onların merhametine bırakmayalım insanlığımızı. Şurda burda en dış halka olan topluma laf atıp, kötülemek yerine, birincil ve ufak halka olan kendimizi sorgulayalım. Biz pek garip varlıklarız biliyorum. Hakimiyeti, en küçük parça olan kendimize sağlanamıyorken, bir anda bütün topluma laf ediyoruz. Olmaz.
Yine bunu da en iyi biz biliyoruz.
***

Süleyman,Hayri, ve Semih'in hikayesi bu. Hikaye diyorum ama 79 sayfalık bir roman. Elbette içersinde çocuklar olduğundan hayaller, beklentiler, uzun uğraşlar, coşkun heyecanlar, kırıklıklar ve daha nice kavram beraberinde geliyor. Çocuk dediğime bakmayın mert, ayıp nedir bilen, yol yordamdan haberdar , gururlu yiğitler onlar. Ne olmuş biraz hırsızlık, üçkağıtçılık yapıp, ağız dolusu küfür ettilerse? Aaa canım tamam tamam vazgeçtim daha çocuk(!) onlar. Istanbul topraklarını karış karış bilen, ordan burdan arakladıkları malzemelerle kurulan sistem sayesinde yakaladıkları kuşları (varsa) hayırsever insanlara para karşılığı azat ettirerek geçimlerini sağlıyorlar. Eh bizim çocukların geçimi derken akla; sinemaya gitmeleri, düşüncesizce harcamaları, vapura binmeleri, gezmeleri, artistlik yapıp kızlara bir şey ısmarlamaları gelecek tabii.
*O Semih kurnazının yaptıklarını es geçtim, bu da ona kıyağım olsun!

Onlardan söz ettim de Mahmut'u unutur muyum hiç? Ondan bahsederkenki betimlemelerine hayran kaldım, tuttum iki kere okudum. Öyle bir anlatıyor ki Mahmut'u gidip sarılasım geldi elin adamına. Alacağın olsun Yaşar bey.

Kitabı romanını okuduktan sonra artık faklı hislerle geçeceğim Florya, Eminönü ve Taksimden. Gözlemlerim içi hıncahınç dolu kafeslerle bizim çocukları arayacak. Belki de Taksim'e kadar gitmemi Mahmut'un billur sesi neden olur, bilemiyorum.

Bunları bize sunarken insan sevdalısı olan Yaşar Kemal yine, yeniden bize neden yaşadığımızı sorgulatıyor. Hani Umay Umay "Nerem varsa insan kalan, işte orası acıyor.." diyor ya, işte o da tam bu tasayı yerleştiriyor kalbimize. İşin kötüsü bu tasa ile vicdanım hiç rahat değil. Aynı zamanda Ümit Aras Dağlı'nın şiiri de kendini öne çıkarıyor zihnimde. Özellikle 3.02 dakika ile 4. 02 dakika arası bir tokat niteliğinde. Böyle buraya bıraktım, dinleyin derim dostlar.

https://youtu.be/Cu0FAO-U72U


Kuşlar Da Gitti kitabında da geçen anadolu izleri taşıyan kelimelerini çok seviyorum Yaşar Kemal'in
"Laf bilen atmışlar."
"Çünküleyin..."
"Keşki böyle olmasaydı" (Tek Kanatlı bir Kuş kitabında geçiyor.)
Yazdıklarım sadece bazıları. Bunlarla karşılayınca çocukluğumdaki gibi aanneannemin evinde olduğum zamanda o sıkılmadan saçlarımı okşarkenki hissetim mutluluğu anımsıyorum. Yüreğim ısınıyor.

Yüreğiniz sıcak, okumalarınız keyifli olsun efendim. :)