464 syf.
·4 günde·9/10
İskender Pala kitapları okurken kendinizi mum ışığıyla aydınlatılmış, dört bir tarafı kitaplarla dolu, burnunuza o sarı saman kağıtlarının kokusu dolan bir odada hissedebilirsiniz.

Başlangıçta kitabı neden yazdığına dair bir önsöz karşılar sizi ve en güzeli de her kitabı için yazmaya değer ilgi çekici bir şeyler mutlaka vardır. Değişmeyen tek sebep ise aşk... Aşkın dâhil olmadığı bir kitabı yoktur.

"bozkırın tezenesi güzel insana sormuşlar,

'ilk ne zaman aşık oldun?'

'13 yaşımda. Yozgat'taydık, mahallenin kızıydı. Ona bir türkü havalandırdıydım' dedi. Kızın adını söyledi. Sonra da pişman oldu: 'Yazman gurban oluyum, sevda sırrınan olur.' dedi."

Sevda, aşk adına ne derseniz artık, sırrı içinde, sükûtu dilinde, yaşı gözünde olandır. Ve aşkını gizli tutan da açıklayandan üstündür.

Bir aşk öyküsü ki; dillere dolanan, efsanelere konu olan, sultanların, paşaların makamlarına misafir olan en önemlisi de ilahi aşka dönüşüp de aklı yerinden eden...

Kızgın çöllerde başlayıp da, Osmanlı saraylarına kadar uzanan, bununla kalmayıp içinde bir de Babil Cemiyeti'nin sırlarını saklayan, aşkın tüm gam ve kederlerini bağrında taşıyan kitap. Leyla ile Mecnun...

Koca kazanlarda kaynatılan lifler parşömene dönerken, Dicle'nin bağrından koparılıp içine atılan bir çilek bize hikâyeyi anlatıyor. Varlığını artık bir parşömen olarak kanıksayıp, bağrına nice güzellikler yazılsın istiyor.

Efendisi Fuzûlî, yazdığı aşk hikayesine bir de sır yükleyince sıradan bir kitap olmaktan çıkıp, peşine düşülen, sırlarını çözmek için dikkatle okunan, nice diyarlar dolaşan bir esere dönüşüyor. Bilmiyorlar ki gerçek hazine zaten kendisi ne lazım gerek dünya altınına...

Kitapta Doğu ve Batı arasındaki aşka bakış açısına da değinilmiş. Velhasıl doğuda aşk birkaç açıdan ele alınır. Mecazi, ilâhi, mistik ve tensel. Ayrıca gönül diye bir şey var ki o bilinen kalp, yürek anlamlarından çok başka... Batı bu kavramlar içinden en aşağı olan tenselden ileri gidememiştir. Ne yazık...

Aşkın dilini en iyi şiirler anlatır. İçinde birçok anlamı barındıran bu sanat, dönemine göre yükselişe geçer ve değer görür. Osmanlı dönemi bu sanat için tam bir gelişme çağı olmuş, sanatçısına hakettiği değeri vermiştir. Yükselişi her anlamda yaşayan bir devletin tasviri uzun uzun ifade edilmiş.

Dönemin sanatını anlatırken yönetime dair de dokunuşlar var. Her kim geldi ise başa meclisinde mutlaka bulunurdu sanat ehli kişiler. Lakin hiciv her ne kadar yerinde olsa da, dili keskin olanların sonunu da getiren tek sanat dalı olmuştur.
Bu da gösterir ki yönetim kötüye gidiyor. Zira koşan ata kimse kamçı vurmaz...

Devletler doğar, devletler batar. Baki olan geriye bıraktığın adalet ve insaniyettir. Ruhları şad ola...

Sır çözülür! Lakin ne kadir görür ne de kıymet... Cahiller elinde un ufak olur da kalan tek şey hikâyesi olur. Nitekim şairler soyundan gelenler bile yozlaşır da kimse okumaz, bilmez, merak etmez...

Aşkın dili Farsça derler. Bilemiyorum aşka dil biçmek ne kadar doğru ama bana kalırsa dilden ziyade ifadedir kalbe dokunan... Doğu kültürü bu aşamada çok çok daha iyi olduğundandır belki de bugüne ulaşan hikâyelere ev sahipliği yapmış olması. Şarkıyı dinleyince hak verirsiniz belki buna.
https://youtu.be/WwxrA0n6Ats