Rus eleştirmen Viktor Şklovski, "Otomatikleşme, şeyleri, giysileri, eşyaları, hanımlarımızı, savaş korkumuzu yavaş yavaş yiyip bitirir" diye yazar: "Eğer çok sayıda insanın karmaşık hayatı tamamen bilinçdışı düzeyde gerçekleşiyorsa, o halde bu hayat hiç yaşanmamış gibidir." Başka bir deyişle, bir şeyleri her zaman görmek, onları aslında hiç görmediğimiz anlamına gelir. İşte edebiyat burada devreye girer, çünkü "organlarımıza yeniden his getirmek için, nesneleri hissetmemizi sağlamak, taşı taş gibi hissettirmek için insana sanat aracı verilmiştir" ve sanat tanıdık şeyleri sanki ilk defa görüyormuşcasına görmemiz için yabancılaştırır ya da bunlarla ilgili "alışkanlığımızı kırar". Şklovskiy bunun " sanatsal olanın alamet-i farikası olduğunu, yani otomatikleşmiş algının etki alanından kasten çıkarılmış bir yapı" olduğunu savunur. Dickens'ın dediği gibi "tam hakikat" yeterli değildir: Edebiyat, dünyayı yeni bir biçimde tuhaf kılarken, yeni bir biçimde görünür de kılar.
Marina MacKay
Sayfa 189 - Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi