334 syf.
·2 günde·9/10
Öncelikle şunu belirteyim bu son kitabın değil, tüm serinin incelemesi diyebiliriz. Spoilersiz bir yorum yapmak bu seri için kolay değil. Ama genel hatlarıyla yorumlamak gerekirse seriyi çok sevdim. Fantastik aşığı bir insan olarak bu seri beni ( aklımda bazı soru işaretleri olsa da) oldukça doyurdu. Kitabın ana karakteri olan namı değer Bayaz Kurt Adelina, yer yer yargılasamda sevdiğim bir karakter oldu. Diğer karakterlere yazar çok yoğunluk vermediği için nötrüm diyebilirim. Bundan sonrası ağır SPOİLER içerir. Uyarmadı demeyin!!!

Şunu tüm samimiyetimle söyleyebilirim ki Adelina’nın ölümü Enzo’ nun ölümünden daha az şaşırtıcıydı. Bu Enzo’yu sevdiğimden değil, hatta tüm seri boyunca bu şahıstan nefret ettim. Ayrıca yazarın niye Enzo’nun ağzından bölüm yazmadı anlayamıyorum. Enzo da önemli bir gücü olan Elit sonuçta. Bunun eksikliğini seri boyunca hissettim. Hele hele Enzo’nun tekrar dirildiği kitapta nerdeyse hiç bölümü yoktu. Neyse Enzo hakkında bu kadar inceleme yeterli. Gelelim Raffaele’e. Bu karakteri ilk kitapta kız zannediyordum. Ta ki kitabın sonlarına doğru. Çok büyük bir hayal kırıklığı yaşadığımı itiraf ediyorum. Kız olsa daha iyi olurdu bence. Raffaele konusunda da nötrüm. Haksız olduğu taraflar olsa da genele bakıldığında gerçek hayatta herkesin yanında olmasını isteyeceği bir karakterdi. Kitapta çok gereksiz karakterler olduğunu düşünüyorum. Bunların en başında Meave karakteri. Gücü baş döndürücü olsa da hiçbir işe yaramadığını gördük. Lucent ile olan ilişkileri çok saçmaydı. İlişki bile denemeyecek bi şeydi. Mimar, Dante, Gemma bunlara değinmiyorum bile çünkü yazar bile bu karakterleri umursamamış. Gemma’nın ölümü kadar rezalet bir şey görmedim. Hatırladıkça sinirleniyorum. Gelelim Teren Bey’e. Seri boyunca Adelina ve Teren arasında bir şey olur mu acaba diye bekledim. Olmadı. Üzüldüm mü? Hayır. Ama olsaydı güzel olabilirdi. İki kötü ve güçlü karakter.

Afsuni seriye bir anda giren acaba Enzo’nun yerini alır mı dedirten ve kendini bana Enzo’dan daha çok sevdirten bir karakter oldu. Adelina’yı öyle güzel sevdi ki Adelina’nın yerinde olasım geldi. Adelina her ne yaparsa yapsın arkasını dönüp gitmedi. En kötü zamanlarında yanında oldu, ona herkes gibi içindeki kötülük yüzünden kızmak yerine içindeki iyiyi görmesini sağladı.
Ve gelelim seri boyunca en sevdiğim karakterlerden ikincisi olan Violetta’ya. Gerçekten içinde iyilik olan tek karakterdi diyebilirim. Elit olduğunu öğrendiğimde şok olmuştum. Ve gücü bence en özel güçlerden biriydi. Bu evrende yaşasaydım Violetta’nın gücüne sahip olmak isterdim. Açıkçası Violetta’nın yerinde olsam ablasının yanında bir dakika bile durmazdım. Ama o sonuna kadar ablasını iyileştirmek için elinden geleni yaptı. Adelina’nın Violetta’nın boğazına bıçak dayadığı sahnede kitabın içine girip Adelina’yı boğmak istedim. Bunca şeye rağmen sonunda yaptığı fedakarlık gözlerimi doldurdu. Violetta bu fedakarlığı haketti mi? Dibine kadar. Violetta’nın tek sevmediğim yanı çok narin ve saf olması. Bu halde nasıl devlet yönetecek hiç bilmiyorum. Umarım Marıe Lu bir ara kitap çıkartır. Biz de görürüz. Ayrıca Sergio ile aralarında ha bi şey oldu ha olacak derken hiç bi şey olmadı. Yani Sergio karakteri olmasa da olurdu. Tüm seri boyunca 2-3 satırda geçti. Adelina’nın sürekli buhranlarını ( gerçekten sürekli aynı şeyler) okumaktansa diğer karakterlere yoğunluk verilebilirdi. En azından ölünce üzülürdük.
Sonuç olarak Marıe Lu yine iyi iş çıkarmış. Daha önce Efsane serisi de okumuştum. O seride konu çok farklı değildi ama karakterlere aşıktım. Bu seride konu çok güzeldi gerçekten acayip güzeldi ama karakterler olmamıştı. Konuyu işleyiş biçimi güzeldi. Ama Elit sayısı azdı bence. Bu konudan en az 6-7 kitap çıkardı. Yani konuya biraz yazık etmiş yazarımız. Bu kadar eleştirime rağmen serinin aurası gerçekten harikaydı. Okuyun, okutun.